Hz. İmam Ali (aleyhisselam): “Allah, sizi boş yere yaratmamış, başıboş bırakmamış, sapkınlığa ve körlüğe terk etmemiştir.” ..
ZEYTİNBURNU’NDA KUTLU DOĞUM PROGRAMI

ZEYTİNBURNU’NDA KUTLU DOĞUM PROGRAMI

CABİR’DEN ZHGM’YE GEÇMİŞ OLSUN MESAJI

CABİR’DEN ZHGM’YE GEÇMİŞ OLSUN MESAJI

GENÇLİK LİDERİYLE BULUŞTU

GENÇLİK LİDERİYLE BULUŞTU

KUTLU DOĞUM VE VAHDET HAFTASI

KUTLU DOĞUM VE VAHDET HAFTASI

CÂBİR’DEN AFGANİSTAN’DAKİ CUMA SALDIRISINA TAZİYE VE KINAMA

CÂBİR’DEN AFGANİSTAN’DAKİ CUMA SALDIRISINA TAZİYE VE KINAMA

İSLAM PEYGAMBERİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN (S.A.A) VEFATI
İSLAM PEYGAMBERİ FAHR-İ KÂİNAT EFENDİMİZİN (S.A.A) VEFATI

Hicretin 11. yılının başlarında, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) hastalandı ve akabinde Sefer ayının 28’inde vefatı gerçekleşti. Hastalığı ilerleyince minbere çıkarak insanların birbirine şefkatli olmasını isteyerek şöyle buyurdu: “Eğer birisinin üzerimde hakkı varsa onu istesin, yoksa helal etsin. Eğer birisini kırdıysam şimdi telafi etmesi için geldim.” Hz. Fahri Kâinat Efendimizin (s.a.a) vefatı, hicretin on birinci yılı […]

Hicretin 11. yılının başlarında, Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) hastalandı ve akabinde Sefer ayının 28’inde vefatı gerçekleşti. Hastalığı ilerleyince minbere çıkarak insanların birbirine şefkatli olmasını isteyerek şöyle buyurdu:

“Eğer birisinin üzerimde hakkı varsa onu istesin, yoksa helal etsin. Eğer birisini kırdıysam şimdi telafi etmesi için geldim.”

Hz. Fahri Kâinat Efendimizin (s.a.a) vefatı, hicretin on birinci yılı Safer ayının yirmi sekizinde ya da başka bir rivayete göre aynı yılın Rebiülevvel ayının on ikisinde altmış üç yaşındayken gerçekleşti. Nehcu’l Belaga’da belirtildiği gibi Peygamber Efendimiz (s.a.a) can verdiğinde başı, Hz. Ali’nin (a.s) kucağında, sine ve boynu arasında idi. O vakitler Hz. Fatıma (s.a) dışında hiçbir çocuğu hayatta değildi. Hz. Resulü Ekrem’in (s.a.a) mübarek naaşı, Hz. Ali (a.s) ve hanedanından birkaç kişi tarafından gusül verilerek, kefenlendi ve ardından kendi evinde –şu anda Mescid-i Nebi’de yer almaktadır- toprağa verildi

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın vefatı hakkında da şu görüş de mevcuttur;

Bazı Şia kaynaklarında Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) şehadeti ile ilgili hadisler vardır. Bunlardan bir tanesi Hz. Ali’den (a.s) Usulu Kâfi’de naklolunan hadistir. Şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a yemin olsun ki; Hz. Peygamber şehit olarak dünyadan göçtü.”
Tefsir-i Ayyaşî kitabında is Hz. İmam Caferi Sadık’tan Hz. Peygamber’in zehir ile şehit edildiği ve kimin şehit ettiğine dair hadis bulunmaktadır.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Hatice’den altı çocuğu vardı, onların isimlerini daha önce zikrettik. Mariye’den de İbrahim isminde bir oğlu vardı. Hazretin, Fatıma (a.s) hariç bütün evlatları kendi hayatı döneminde vefat ettiler. Hz. Peygamber’in nesli, Hz. Fatıma’dan devam etti.

Hz. Peygamberin (s.a.a) Halifesi

Hz. Ali b. Ebu Talib (a.s) ve Beni Haşim, Peygamber Efendimizin (s.a.a) gusül işleri ile meşgulken kavmin ileri gelenleri Hz. Peygamberin (s.a.a) iki ay önce söylediklerine aldırış etmeden ümmetin rehberini belirleme fikrine düştüler! Mekke halkından bir grup (Muhacirler) ile Medine halkından bir grup (Ensar), Beni Saide Sakifesi denilen yerde toplandılar. Onlar bir an önce Müslümanlar için bir yöneticinin seçilmesini istiyorlardı. Ancak bu iş için kimi seçmeliydiler?! Tartışma ve çekişmeler yaşandı.

Muhacir ve Ensar her ikisi de kendilerinin bu işe daha layık ve uygun olduklarını zannediyorlardı. Mekkeliler şöyle dediler:

“İslam bizim şehrimizde ve bizim aramızda ortaya çıkmıştır. Peygamber bizim halkımızdandır, bizler onun akrabalarıyız. Bizler sizden daha önce dini kabul ettik, dolayısıyla Müslümanların yöneticiliği muhacirlerin olmalıdır.”

Ensar ise şöyle diyordu:

“Mekke, Muhammed’in (s.a.a) davetini kabul etmedi. Ona karşı çıkmış ve düşmanlık yapmıştı. Yapabildikleri kadar ona eziyet ettiler. O da mecburen Mekke’yi terk ederek bizim yanımıza Yesrib’e geldi. Ona yardım eden bizlerdik ve İslam’ı biz yaydık, dolayısıyla Müslümanların yöneticiliği Ensarın olmalıdır.”

Ensardan bazıları hükümet işlerinin Muhacir ve Ensarın ortaklaşa katılımıyla yerine getirilmesine razı olarak şöyle dediler: “Bizden bir emir, muhacirlerden de bir emir.” Lakin Ebu Bekir bu görüşü kabul etmeyerek şöyle dedi:

“Böyle bir girişim Müslümanların vahdetini bozacaktır. Emir bizden, vezirler ise Ensardan seçilmeli ve onlarla meşveret edilmeden bir şey yapılmamalı.”

Ardından Peygamber Efendimizden (s.a.a) şöyle bir rivayet nakletti:

“İmamlar Kureyştendir”

Bu hadisin her ne kadar senet ve metninde münakaşalar olsa da oradakilerde öylesine bir etki bıraktı ki Ensarın itirazlarına son verdi.

Ebu Bekir’in rivayeti dışında öyle anlaşılıyor ki Ensardan Evs ve Hazrec kabilelerinin geçmişten gelen düşmanlıkları da Muhacirlerin görüşlerinin daha ağır basmasında etkili oldu. Çünkü emirlik Ensara verilseydi bile bu kabileden hiçbirisi bir diğerinin riyasetini kabul etmeyecekti.

Hazrec kabilesinden Beşir b. Sa’d’ın Ebu Bekir’in konuşmasını teyit etmesi ve Muhacirlerin emirliğine razı olması bu hoşnutsuzluğun bir göstergesi niteliğindedir. Kureyş ve muhacirlerin yöneticiliği kesinleşince şahıs üzerinde tartışmalar yaşandı. Orada işleri evirip çeviren birkaç kişi topu birbirine atıyorlardı. Sonunda Ömer ibn-i Hattab ve Ebu Ubeyde Cerrah, Ebu Bekir’in riyasetini kabul ederek ona biat ettiler! Orada hazır bulunanların çoğu da onları takip ettiler.

O günün sabahı Ebu Bekir, Mescidu’n-Nebi’ye geldi. Ömer, bir hutbe okuyarak Ebu Bekir’in fazileti, İslam’daki önceliği, dine yardımları ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) Mekke’den Medine’ye gidişinde onunla birlikte oluşunu anlattı ve halktan ona biat etmesini istedi! Halkın çoğu da – Ensardan bir grup ve Peygamber Efendimizin (s.a.a) yakınları dışında – ona biat etmeyi kabul ettiler ve Ebu Bekir resmen halife oldu. Ebu Bekir’in hilafetinde Muhacir ve Ensardan bir grubun Sakife çardağında toplanarak halifeyi seçmeleri, gelecektekiler için de bir gelenek oldu. Ebu Bekir orada bir hutbe okuyarak şöyle dedi: Beni yönetici olarak seçtiniz, ancak ben sizin en üstününüz değilim ve bu sorumluluğu üzerimden atmaya hazırım. “Ben kendi ve Müslümanların işlerinin idaresi konusunda Allah’ın kitabına ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetine bağlı kalarak amel edeceğim.

Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) naaşı Ayşe’nin evinde kalmıştı! İnsanlar başında toplanmışlardı. İslam fıkhı diyor ki ölüyü yıkamak ve namazını kılmak için acele edin; bu her Müslüman için geçerlidir. O halde Müslümanlar, Peygamberlerini (s.a.a) toprağa verme merasimi düzenlemekten ve böylesi bir faziletten neden uzak durdular? Eğer fitneden korkmuş ve bir an önce ümmetin liderini seçmek isteseler bile bu merasim ne kadar vakit alacaktı? O zamandan bugüne on dört asır geçti. Sakife’de toplananlar, İslam’ı dert edindiklerinden mi yoksa Müslümanların dağınıklığından korktuklarından mı diğerlerini böyle bir yola sevk ettiler, bilmiyoruz. Ama her ne olursa olsun Allah’ın huzuruna çıkacak ve ona hesap vereceklerdir. Çünkü o günden beri İslam’ın kalbinde bir gedik açıldı ve asla kapanmadı.

Biat etmeyenlerden Hazrec Kabile Reisi Sa’d b. Ubade, Ebu Bekir’e biat etmemiş ve hiçbir zaman onun namazında hazır olmamış ve arkasında namaz kılmamıştır. Ömer’in hilafeti döneminde Şam’a gitmiş ve Dimeşk’e bağlı büyük bir kasaba olan Havran’da yaşamıştır. Bir gece yarısı, aldığı ok yarası ile hayatını kaybetmiştir. Ancak cinler onu öldürdü diye söylence çıkarmışlardır. Üstelik onun ölmesi hakkında şiir bile okumuşlardır:

Bizler Hazrec’in efendisi Sa’d b. Ubade’yi kalbine iki ok atarak öldürdük

Ve bu efsaneyi uydurarak, onu öldürenleri kısastan kurtardık

Sa’d b. Ubade dışında Hz. Ali (a.s), Haşim Oğulları ve Ashaptan birkaç kişi de bir süre Ebu Bekir’e biat etmekten kaçındılar. Bazı tarihçilerin yazdıklarına göre Hz. Fatıma (sa) hayatta olduğu sürece Hz. Ali (a.s) altı ay boyunca Ebu Bekir’e biat etmemiştir. Ancak bu görüşte çelişkiler bulunmaktadır; çünkü öncelikle Hz. Fatıma’nın (s.a) vefatı altı aydan daha kısa bir sürede gerçekleşmiştir; ayrıca Hz. Ali’nin (a.s) Müslümanlar arasında tefrika çıkmasından korkuyor olması bu gecikmeye mani olmuştur. Bunun dışında kavmin ileri gelenleri hükümetin sütunlarını bir an önce sağlamlaştırmak istiyorlardı, dolayısıyla bu uzun süre zarfında onu kendi haline bırakmaları mantıklı görülmemektedir.

Her ne şekilde olursa olsun, biat edip etmemekte kararsız kalan Abbas, Zübeyir ve başkalarına halifeyi kabul ettirmişler ve hükümet işlerini rayına oturtmuşlardır!

Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.a) Şia İnancındaki Konumu

Şia inanç ve itikadında Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), nebi ve resuldür. Hatemü’l Enbiya olduğu için ondan sonra hiçbir peygamber gelmeyecektir. Hz. Muhammed (s.a.a), Ulü’l-Azm peygamberlerindendir ve Allah tarafından insanoğlu için yeni bir şeriat getirmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.a) On Dört Masumun ilkidir. Kendisi yalnızca vahyinalınmasında ve tebliğinde değil, bilakis yaşamının her boyutunda masum ve ismet sıfatına sahiptir. Aynı şekilde kendisinden mucizeler nakletmişlerdir ki onların en önemlis Kur’andır.

Caferi Alimler Birliği (Câbir) olarak Fahr-i Kâinat, Resul-ü Kibriya, Hatem-ul Enbiya Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) torunları Hz. İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) ve Hz. İmam Ali Rıza’nın (a.s) Şehadetlerinden dolayı tüm İslam alemine başsağlığı ve taziyelerimizi bildiririz. Yüce Rabbimiz bu dünyada ziyaretlerini âhirette ise şefaatlerini nasip etsin.

 

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz