Hz. İmam Hüseyin (aleyhisselam): “Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.”
İmamların Bir Birinden Üstünlüğü

İmamların Bir Birinden Üstünlüğü

Hz. İmam Hüseyin’in Mübarek Doğumu Tüm Sevenlerine Kutlu Olsun

Hz. İmam Hüseyin’in Mübarek Doğumu Tüm Sevenlerine Kutlu Olsun

Mescid-i Aksa Elden Giderse Şaşırmayın

Mescid-i Aksa Elden Giderse Şaşırmayın

Uyuyan Hücreler Harekete mi Geçiyor?

Uyuyan Hücreler Harekete mi Geçiyor?

Büyük Şeytandan Yavru Şeytana Kutlama

Büyük Şeytandan Yavru Şeytana Kutlama

Vahhabizm ve Siyonizm: Aydınlığa Düşman Yarasalar
Vahhabizm ve Siyonizm: Aydınlığa Düşman Yarasalar

Bu sebeple Suudiler farklı bir yaklaşım izlemeye karar verdi: ABD’li gazeteci Robert Parry’nin yazdığına göre İsraillileri satın aldılar. Makalede söylenenlere göre Suudi Arabistan 2012-2015 yılları arasında İsrail’e yaklaşık 16 milyar dolar verdi; bu para, Filistinlilerin acılarının daha da artması pahasına öteki Arap devletleri ve İsrail kalkınma fonları üzerinden ulaştırıldı.

Merve Osman –  American Herald Tribune

Uluslararası konferanslarda yetkililerin fotoğraf çekimi için poz vermesi her durumda normal ve tipik bir aktivite olmalıdır. Ancak Siyonist oluşumun eski dışişleri bakanı Tzipi Livni twitter hesabında, İsviçre’nin Davos şehrinde Suudi Arabistan krallığının eski istihbarat müdürü Prens Türki el-Faysal’la görüşmesinin fotoğrafını paylaştığı zaman bu normal de değildir, tipik de. Her ne kadar bu, iki ismi bir araya getiren ilk görüşme değilse de, yine de normal ya da tipik olarak görülemez.

İsrail ve Suudi Arabistan’ın on yıllardan beri kapalı kapılar arkasında savaş baltalarını gömüp Filistin halkının mezarlarının üzerinde dans ettiği artık sır değildir. Ancak ilişkilerin bütün dünyanın gözleri önünde yükselişe geçmesi başka bir şeydir.

Vehhabilik ve Siyonizm’in çok yakın dost olduğunu görmek gerekir. Bu iki ideoloji, yüzeyde, birbiriyle bağlantısız olgular gibi görünebilir, ancak gerçekte iki ideoloji, bugün Ortadoğu’daki durumun önemli bölümünden, hatta belki de tümünden ortak olarak sorumludur. Bahsettiğimiz durum yalnızca Ortadoğu’yu etkiliyor olmayıp, 2011’den beri gördüğümüz üzere ABD ve Avrupa’yı da etkilemiş, Avrasya güçlerini ise bu ortak gücün ortaya çıkardığı şok dalgaları karşısında birleşmeye itmiştir. Bu iki ideoloji, yaklaşık bir asırdır meydana gelen şiddet, savaşlar, acılar, işgal ve manipülasyondan sorumludur. Bu iki ideoloji gerçekte aynı madalyonun iki yüzüdür. En önemlisi bu iki ideolojinin de kökenleri yaklaşık olarak aynı döneme, yani kabaca 100 yıl öncesine, Birinci Dünya Savaşı esnasındaki olaylara götürülebilir.

Birkaç yıldan beri gelecek vaat eden ilişkiler hakkında rivayetler dolaşıyordu. 2015 yılında eski Suudi ve İsrail yetkilileri, İran’ın Irak, Suriye ve Yemen’de artan etkisi ve İran’ın nükleer zenginleştirme programı gibi “ortak kaygıları” tartışmak üzere bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdiklerini teyit ettiler. Suudilerle gizli görüşmelere katılmış olan bir İsrail temsilcisi olan Şimon Şapira, bunu “sorunlarımızın ve karşı karşıya olduğumuz zorlukların aynı olduğunu, yanıtlarımızdan bazılarının da aynı olduğunu keşfettik” sözleriyle ifade etti.

5 Mayıs 2016 tarihinde Washington DC’de Suudi Arabistan ve İsrail yetkilileri arasında, “iki eski hasmın üst düzey ulusal güvenlik liderleri arasında çığır açıcı bir kamusal diyalog” olarak tanımlanan yüksek profilli bir görüşme gerçekleşti. Suudi Arabistan’ın eski istihbarat şefi ve bir zamanların Washington büyükelçisi Prens Türki bin Faysal ile, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun eski ulusal güvenlik danışmanı, emekli tümgeneral Yaakov Amidror, İsrail yanlısı lobi kuruluşu AIPAC’ın politika kanadı olan Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü tarafından Washington’da düzenlenen bir etkinlikte birlikte konuştu. İnternet üzerinden canlı yayınlanan etkinlik, Suudi Arabistan ve İsrail’in en sonunda birlikteliklerini ilan ettiklerini gösteriyordu.

2015’teki görüşme, daha önce 2 Şubat 2014’te Almanya’da düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nın yan etkinlikleri dahilinde İsrail oluşumunun sözde adalet bakanı Tzipi Livni ile Suudi Prens Türki bin Faysal arasında gerçekleşen bir görüşmenin arkasından geldi. Aktarıldığına göre o tarihe Türki ve Livni, 2002 yılında Arap Birliği’nin himayesi altında getirilen, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi karşılığında İsrail oluşumu ile onu çevreleyen Arap ülkeleri arasında tam normalleştirme getirecek olan Suudi barış inisiyatifini tartıştı.

Bununla birlikte, bazı haberlerde ilişkiler kamusal hale gelmeden önce bir bedel ödemenin de söz konusu olduğu belirtiliyor. Buna göre Suudi Arabistan Washington’da bir lobi kurmaya çalıştı ve bunun sonucu, büyük maliyetleri olan yığınla avukatlık ofisini ve hatta bazı güçlü ailelerle olan bağlantılardan istifade edilmesinin asla ABD’deki İsrail lobisini ele geçirmeye yetmeyeceğini acı bir şekilde deneyimlemek oldu. Bu sebeple Suudiler farklı bir yaklaşım izlemeye karar verdi:  ABD’li gazeteci Robert Parry’nin yazdığına göre İsraillileri satın aldılar. Makalede söylenenlere göre Suudi Arabistan 2012-2015 yılları arasında İsrail’e yaklaşık 16 milyar dolar verdi; bu para, Filistinlilerin acılarının daha da artması pahasına öteki Arap devletleri ve İsrail kalkınma fonları üzerinden ulaştırıldı.  

Bu kutsal olmayan evlilik kamuoyuna ilk defa 1 Ekim 2013 tarihinde İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu tarafından yansıtıldı: Netanyahu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı ve büyük bölümü İran’ın nükleer programı nedeniyle eleştirilmesine ve İsrail’in tek taraflı askeri saldırı düzenlemesi tehdidine ayrılan konuşmasında, yeni İsrail-Suudi ilişkisinin ipuçlarını verdi. Netanyahu’nun sözlerinde, Ortadoğu’daki gelişen güç ilişkileri hakkında, yaygın olarak gözden kaçırılan bir ipucu vardı: “Nükleer silah sahibi bir İran tehlikesi ve bölgemizde başka tehditlerin ortaya çıkması, pek çok Arap komşumuzu İsrail’in kendilerinin düşmanı olmadığını nihayet kabul etmeye sevk etti. Ve bu bize tarihsel husumetlerin üstesinden gelme, yeni ilişkiler, yeni dostluklar ve yeni umutlar inşa etme olanağı sunuyor.” Ertesi gün İsrail’in Kanal 2 televizyonundaki haberlerde, üst düzey İsrailli güvenlik yetkililerinin Kudüs’te bir Körfez ülkesinden üst düzey bir mevkidaşıyla – muhtemelen o dönemin Suudi istihbarat şefi Prens Bender bin Sultan’la – görüştüğü aktarıldı.

Ardından 22 Ocak 2016 tarihinde Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu etkinlikleri esnasında Netanyahu, CNN’den Ferid Zekeriya’ya “Suudi Arabistan, onları tehdit eden iki ana tehlike olan İran ve Daeş [IŞİD] sebebiyle, İsrail’in düşman değil müttefik olduğunu anlıyor” şeklinde konuştu. Evet, Daeş! Netanyahu, bizzat Daeş’in ideolojisinin köklerinin, Suudi din adamları tarafından yaygın şekilde savunulan ve krallığın yöneticileri tarafından tolere edilen Vehhabilik’te yattığı gerçeğini hasıraltı etti. Besbelli ki bunu kasten yaptı, zira hem Suudi Arabistan hem de İsrail oluşumu, Suriye’de seküler Suriye ordusuna karşı savaşan tekfirci terörist grupları destekliyor. Öte yandan Daeş’in Suudi ya da İsrail hedeflerine saldırdığı bilinen bir örnek yok. Her iki ülke de ithalatçıdan ziyade ihracatı olduğu için burada şaşırtıcı bir şey yok. Her iki ülke de şiddeti yayan “ürünleri” ihraç ediyor. İsrail önde gelen bir silah ihracatçısı ve İsrail güçleri sıklıkla başka ülkelerdeki polislere güç kullanma eğitimi veriyor. Suriye’deki bölgelerde bile bazı İsrail yapımı silahlar bulundu ve bunların Suriye Arap Ordusu’na karşı savaşmaları için silahlı paralı askerlere verildiği aktarılıyor. Suudiler ise yeryüzünün her yerine, ölüm ve yıkım tohumları eken aşırıcı Vehhabilik ideolojisini ihraç ediyor.

Siyonizm ve Vehhabiliğin her ikisi de bölgede (ve ötesinde) bölücü ve yıkıcı güçler olduklarını gösterdiler. Siyonizm, Filistin halkının içinde bulunduğu, sonu gelmez kötü duruma ve aşağılanmaya yol açtı. Vehhabilik ise ölçülemez miktarlarda aşırıcılık, terörist ideolojiler, doktrin aşılama ve toplumların zehirli şekilde kutuplaşması gibi olgulara esin verdi.

Bu iki ideoloji şu ana kadar milyonlarca Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi’nin hayatına mal oldu. Sadece son yıllarda Vehhabilik Müslüman dünyada, insanlığa karşı kendi işlediği iğrenç suçlar nedeniyle ifşa oldu. Bu katı ideolojinin Suudi versiyonu nedeniyle fena halde kafası karışmış olan Müslümanların çoğu şimdi, Suudi rejiminin gerçek kara yüzünün daha fazla farkına varıyor ve sözde bölgede “barışı” yayacak olan İsrail-Suudi planlarının alıcısı olmuyor. Bu, bizler Siyonist oluşum tarafından (ABD’li neo-con dostlarının yardımıyla), hem Siyonizm’in hem de Vehhabiliğin karşısında sağlam durmak isteyen son seküler Arap devleti olan Suriye’ye karşı formüle edilen bayrak savaşı propagandalarının batışına tanık olurken oluyor.

 

 

Çeviri: İlyas Halitoğlu

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz