Hz. İmam Musa Kazım (aleyhisselam): "Mümin terazinin iki kefesi gibidir. İmanı arttıkça belası da çoğalır."
CABİR’den Bayram Açıklaması

CABİR’den Bayram Açıklaması

CABİR’den Ramazan Ayı Açıklaması

CABİR’den Ramazan Ayı Açıklaması

ARTIK YALNIZ DEĞİLSİN!

ARTIK YALNIZ DEĞİLSİN!

Türkiye’ye Ambargo İçin Düğmeye Basıldı

Türkiye’ye Ambargo İçin Düğmeye Basıldı

UAEA: İran’da Nükleer Faaliyetlere Yönelik Bir Gösterge Yok

UAEA: İran’da Nükleer Faaliyetlere Yönelik Bir Gösterge Yok

SADIK-I ÂL-İ MUHAMMED 
  • MurtazaAkbulut
    • Murtaza Akbulut
    • m.akbulut@caferialimler.com
    • 19 Ocak 2018 - 12:15:15
    • Gsterim : 343 views

بسم الله الرحمن الرحيم

SADIK-I ÂL-İ MUHAMMED 

ÜMMETİN HİDAYET İMAMIDIR

Nesep, Künye ve Lakapları

Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib (aleyhimu’s selam), Hz.Resulullah’ın (s.a.a.) kendisinden sonraki halifeler olduklarını nass ile bildirdiği masum ve pak Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s.) altıncısıdır. Aynı zamanda Şiaların altıncı imamı ve Müminlerin Emiri’nin soyundan gelen beşinci imamdır. Künyesi Ebu Abdullah, en ünlü lakabı ise “Sadık”tır. Öteki lakapları ise şunlardan ibarettir: Sabır, Tahir ve Fazıl. Ancak Şia bile olmayan kendi asrındaki fakih ve muhaddisler, onun hadisteki doğruluğundan ve rivayetleri nakletmesindeki sadakatinden dolayı onu övdüklerinden “Sadık” lakabı ile şöhret bulmuştur.(1)

Annesinin adı Fatıma veya Garibe, künyesi ise Ümmü Ferve’dir. (2) Ümmü Ferve, Kasım b. Muhammed b. Ebu Bekir’in kızıdır. (3)

Dünyaya Gelişi ve Vefatı

İmam Cafer Sadık (a.s), hicretin 83’üncü yılında Medine’de dünyaya geldi ve h. 148. Yılında 65 yaşında iken orada vefat etti. Babası İmam Muhammed Bakır (a.s), dedesi İmam Seccad (a.s) ve büyük amcası İmam Hasan’ın (a.s) yanında Cennetü’l Baki mezarlığında defnedildi. (4)

Dünyaya geliş tarihini 17 Rebiülevvel ve şehadetini 25 Şevval olarak belirtmişlerdir. Şehadet günü için Recep ayı veya Şevval ayının ortasını da nakletmişlerdir.

Bazı tarihçi ve tezkire yazarları dünyaya gelişini hicretin 80’ninci yılında, (5) İbn Kuteybe ise vefatını 146. Yılında olduğunu belirtmiştir. (6)

Ömrünün 12 yılını dedesi (İmam Seccad), 19 yılını ise babası (İmam Muhammed Bakır) ile geçirmiştir. İmamet süresi 34 yıl sürmüştür. (7)

Dedesi Hz.Zeynelabidin (a.s.) ve babası Hz.Muhammed el-Bâkır’ın (a.s.) himayesinde büyüdü, şer’î ilimleri ve İslâmî irfanı onlardan öğrendi. Dolayısıyla o, atalarıyla birlikte Hz.Resulullah’a (s.a.a.) kadar uzanan nuranî bir zincirin kesintisiz halkalarını oluşturmaktadır ki, bu zincirde yabancı ya da bilinmeyen tek bir halka yoktur. O, vahiy kaynağından ve ilâhî hikmet membaından besleniyordu.

O, vahiy Ehl-i Beyti’nin Emevî ve Abbasî zulmüne ve zorbalığına karşı öncülük ettiği muhalefetinin meşru sembolüydü.

Âlimler onu engin bir deniz, ilim ve irfanda hiç kimsenin rekabet edemediği bir imam ve o çağın insanlarının bildikleri ve bilmedikleri, henüz varlığını dahi duymadıkları bütün ilimlerde, eşsiz bir üstat olarak görüyorlardı.

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.), yaklaşık dört dönem Emevî yönetimine tanık oldu. Emevîlerin genelde İslâm ümmetine, özelde Hz.Resulullah’ın Ehl-i Beyti’ne ve Şiîlerine karşı işledikleri zulmü, terörü ve katı uygulamaları yaşadı.

Emevî saltanatı hicrî 132 tarihinde yıkıldı ve hilafeti Abbasoğulları devraldı. Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) kan dökücü Ebu Abbas Seffah’ın dönemini ve Mansur Devanikî döneminin de yaklaşık on yılını gördü.

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) açık siyasal mücadeleden çekilmiş, kendini İslâm ümmetinin ilmî, fikrî, akidevî ve ahlâkî olarak yeniden yapılandırılmasına vermişti. Bu, öyle bir yapılandırma idi ki, İslâm toplumunda siyasal ve düşünsel sapmaların sürüp gitmesine rağmen İslâmî çizginin en uzun süreli korunmasını garanti ediyordu.

İmam Cafer Sadık (a.s) zamanında Mutezile, Eşaire, Haricîler, Keysanîler ve Zeydîler gibi İslâmî fırkalar yaygınlık kazanmıştı. Bu gruplar arasında şiddetli bir mücadele yaşanıyordu. Zındıklık akımı da iyice gemi azıya almış, İslâm toplumu bünyesinde gedikler açmayı başarmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s.) bir yandan dinsizliğe karşı koyarken, bir yandan da sapkın grupların görüşlerinin egemenlik kurmasına karşı amansız bir mücadele veriyordu.

Halife Mansur, Hz.İmam Sadık’tan (a.s.) büyük bir korku duyuyordu. Ona göre, yönetimine karşı patlak veren isyanların arkasındaki el, onundu. Bu yüzden İmam’ı dört kere Irak’a çağırdı, hayat koşullarını iyice zorlaştırdı ve İmam’ı yargıladı. Hâlbuki İmam’ın (a.s.) şanı muhakeme olmaktan çok yüceydi. Bütün bu uygulamaların amacı, İmam’a sürekli bir kontrol ve gözetim altında olduğunu hissettirmekti. Sonunda İmam’ı serbest bıraktı.

Çeşitli kaynaklar, Mansur’un birkaç defa onu öldürmek istediğini, ama her defasında yüce Allah’ın onun bu isteğine engel olduğunu belirtmektedir.

Böylece İmam Cafer Sadık (a.s.) hayatının son dönemini, -ki bu, Abbasî yönetiminin temellerinin iyice sağlamlaştığı bir dönemdir- baskı ve terör altında geçirdi.

Ehli Sünnet ulemalarından İbn Hacer Heysemi şöyle demektedir: insanlar onun ilmini o kadar çok nakletmişlerdir ki şöhreti şehrin her yerine ulaşmıştır. Yahya b. Said, İbn Cerih, Süfyan B. Uyeyne, Süfyani Servi, Ebu Hanife, Şube b. El-Hüccac ve Eyyüp Sahtiyani gibi büyük imamlar ondan rivayet nakletmişlerdir.

Ehlibeyt İmamlarından hiç birisinin İmam Cafer Sadık (a.s) kadar öğrencisi olmamış ve İmamlardan nakledilen rivayetler ondan nakledilen rivayetlerin sayısına ulaşmamıştır. Hadis ashabı ondan rivayet nakleden ravilerin sayısını 4000 olarak belirtmişlerdir.

Şehadeti Mensur Devaneki tarafından tedarik edilen zehir sonucu olmuştur. (8)

İlminin Enginliği

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.), dış kabuğu delip derinliklere nüfuz eden fikriyle, ince basiretiyle ilimleri saran sert yüzeyi yarmış, dünyayı ilmiyle doldurmuştur. Şöyle diyor:

Beni yitirmeden önce istediğinizi sorun, çünkü benden sonra hiç kimse sizinle benim gibi konuşmayacaktır.(9)

Böyle bir sözü ancak, dedesi Hz.Emirü’l-Müminin İmam Ali (a.s.) söyleyebilmiştir. Hz.İmam Sadık’ın bir sözü vardır ki, burada ilminin genişliğini dile getirmiştir. Diyor ki:

Allah’a yemin ederim ki ben, Allah’ın kitabını başından sonuna kadar avucumun içindeymiş gibi bilirim. Onda göklerin, yerin, olanın, olacak olanın haberi vardır. Allah buyuruyor ki: “Onda her şeyin açıklaması vardır.” (10)

İlminin genişliğinin göstergelerinden biri, binlerce öğrencinin onun ilimlerinin denizinden beslenmeleri, bunların da ilim ve kültürü bütün İslâm memleketlerine ulaştırıp, dinin şiarlarını ve şeriatın ahkâmını her tarafa yaymalarıdır.(11)

Gizli Sadaka Vermesi

Kimseye göstermeden sadaka vermek, amellerin en faziletlisi ve Allah katında en sevimlisidir. Çünkü dünyevî hiçbir amaç ve niyetin karışmadığı halis amellerden biridir.

Ehl-i Beyt İmamları (a.s.), insanları gizli sadaka vermeye teşvik etmişlerdir. Zaten bu, onların temel yöntemlerinden biriydi. Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s.) her biri, kendilerini tanımayan bir yoksul topluluğuna gizlice sadaka vermeyi âdet edinmişti. Örneğin İmam Cafer Sadık (a.s.) gecenin bir yarısında, karanlığın her tarafı kapladığı bir sırada kalkar, içine ekmek, et ve para koyduğu bir çuvalı alıp dışarı çıkardı. Sırtladığı bu çuvalın içindekileri ihtiyaç sahibi Medinelilere taksim ederdi ve onlar kendilerine bu iyiliği yapanın kim olduğunu bilmezlerdi. Derken İmam (a.s) vefat edince, kendilerine bu yardımı yapanın o olduğunu anladılar. (12)

İsmail b. Cabir, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) gizli olarak dağıttığı sadakalar hakkında şunları söylüyor:

Ebu Abdullah (a.s) bana bir kese içinde elli dinar verdi, şöyle dedi: “Bu parayı Haşimoğulları’ndan falan adama ver ve bunu sana benim verdiğimi ona söyleme.” Ben de adama gittim ve parayı verdim. “Bu para kimdendir?” dedi. “Senin tarafından tanınmayı istemeyen bir adam gönderdi.” dedim. Bu Alevî şöyle dedi: “Bu adam her zaman bu parayı gönderiyor. Biz de bir sonraki seneye kadar onunla geçiniyoruz. Fakat çok malı olmasına rağmen Cafer bana bir dirhem dahi göndermiyor.“(13)

Ahlâkının Üstünlüğü

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) üstün bir ahlâka sahipti. Bu şerefli özelliğiyle kalplere hükmetmiş, insanların duygularını kendine bağlamıştı. Kuşkusuz bu, üstün ahlâkıyla bütün nebilerin üstünde bir derecede yer alan dedesi Hz.Resulullah’ın (s.a.a.) ahlâkının bir uzantısıydı.

İmam’ın üstün ahlâkının ve üstün kişiliğinin bir göstergesi, kendisine kötülük edenlere bile iyilikle karşılık vermesiydi:

Bir gün hacılardan biri heybesinin kaybolduğunu sandı. Çıkıp etrafta heybesini aramaya başladı. İmam Cafer Sadık’ı (a.s) Mescid-i Nebevî’de namaz kılarken buldu. Yakasına yapıştı. İmam’ı tanımıyordu. “Benim heybemi sen mi aldın?” dedi.

İmam şefkatle ve gayet yumuşak bir edayla: “Heybende ne vardı?” dedi.

Adam: “Bin dinar vardı.” dedi. İmam ona bin dinar verdi. Adam kaldığı yere döndü. Heybesinin orada olduğunu gördü. Derhal İmam’ın yanına geldi ve ondan özür diledi. Yanında da İmam’dan (a.s.) aldığı para vardı. İmam parayı almayı kabul etmedi ve adama şunları söyledi: “Bir şey benim elimden çıkmışsa artık bana geri dönmez…” Adam şaşırıp kaldı. Sonra onun kim olduğunu etrafına sordu. Dediler ki: “O Cafer es-Sadık’tır.” Adam, hayranlıkla şunları söyledi: “Zaten onun gibisinden de bu beklenir.“(14)

İşte İmam’ın (a.s) sınırsız erdemi, adamı tasdik edip ona yitirdiğini düşündüğü malı vermeye sevk etmişti.

İmam şöyle buyurmuştur:

Biz Ehl-i Beyt’in erdemi, bize zulmedenleri affetmektir.(15)

Eşsiz ahlâkıyla meclisinde oturanları engin bir feyizle aydınlatırdı. Hatta avamdan bir adam: “Allah’a yemin ederim ki, ben onun meclisinden daha şerefli bir meclis görmedim.” demişti.(16)

İbadete Yönelmesi

Kendini ibadete verme, Allah’a kulluk etmekle meşgul olma, İmam’ın (a.s.) en belirgin özelliğiydi. Döneminin en çok Allah’a ibadet eden şahsiyetiydi. Allah’a yönelik ibadetinde, ihlâsın en görkemli noktasında ulaşmıştı. Aşağıda onun ibadetinden kısa bir özet sunacağız:

Namazı

 

Hiç kuşkusuz namaz, İslâm’da en faziletli ve en önemli ibadetlerden biridir. Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) da birçok hadisinde namazın bu yönüne işaret etmiştir:

Kul, marifette/Allah’ı bilmekten sonra namazdan daha üstün bir ibadetle Allah’a yaklaşmış değildir.(17)Kıyamet günü Allah katında en faziletli amel, namazdır. Abdest alıp abdestini en güzel şekilde eda eden kul ne güzel kuldur!(18)

Namaz, her takva sahibinin Allah’a yaklaşma vesilesidir (kurbanıdır).(19)

Allah katında en sevimli ibadet, namazdır. Namaz, peygamberlerin son vasiyetidir. Gusül veya abdest alan ve abdestini şartlarına riayet ederek eda eden, sonra hiç kimsenin kendisini göremeyeceği bir köşeye çekilen, rükûda veya secdede iken Allah tarafından gözetilen kul ne güzel kuldur! Hiç kuşkusuz kul secdeye kapanıp uzun süre secdede kalınca, İblis şöyle inler: “Eyvah! Onlar itaat ettiler, ben isyan ettim; onlar secde ettiler, ben baş kaldırdım.“(20)

Ebu Basir anlatıyor:

Bir gün Hz.İmam Cafer Sadık’ın (a.s.) zevcesi Ümmü Humeyde’nin yanına gittim. Ebu Abdullah’ın (a.s.) vefatından dolayı ona taziyelerimi ilettim. Ümmü Hu-meyde ağladı, onun ağlamasından dolayı ben de ağlamaya başladım. Sonra şöyle dedi: “Ey Muhammed! Eğer Ebu Abdullah’ı vefat ettiği sırada görseydin, hayret verici bir manzara ile karşılaşacaktın. Ölmek üzereyken gözlerini açtı, sonra şöyle dedi: ‘Benimle akrabalığı bulunan herkesi toplayın.’ Bunun üzerine, İmam ile akrabalığı bulunan herkesi topladık. İmam onlara baktı ve sonra: ‘Bizim şefaatimiz namazı önemsemeyen kimseleri kapsamaz.’ buyurdu.“(21)

Bu arada şunu da vurgulamak gerekir ki, Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) namazla ilgili nafile ibadetlerin tümünü büyük bir huşuyla ve bütün benliğini Allah’a yöneltmekle eda ediyordu.

Namaza kalkmak istediği zaman, yüzü sapsarı kesilirdi. Allah’a karşı duyduğu korku, ürperti ve derin saygıdan ötürü bedeninin organları tir tir titrerdi. Abdest alırken, namaza dururken, kunutta dua ederken ve namazı tamamlarken yaptığı birçok dua rivayet edilmiştir.(22)

Haccı

Kutsiyetinin yanı sıra hac, İslâm âleminde düzenlenen en önemli ibadî-siyasî kongrelerden biridir. Müslümanların karşı karşıya kaldıkları ekonomik, sosyal ya da iç ve dış siyasal sorunların en önemlileri ele alınır.

Ayrıca hac, Müslümanların tanışmalarını sağlayan önemli bir bağ işlevini de görür.

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) defalarca hac ziyaretinde bulunmuş, birçok Müslüman hacı ile karşılaşmış, görüşüp tanışmıştır. Hac ile ilgili meselelerde bir öğretmen, bir mürşid işlevini görmüştür. O ve babası Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s.) hac hükümlerini en ayrıntılı şekilde açıklama hususunda büyük çaba harcamışlardır. Raviler ve fıkıh bilginleri bu önemli farza ilişkin hükümleri onlardan öğrendiler. Onlar olmasaydı, hac ile ilgili meseleler ve hac ahkâmı bilinmeyecekti.

Hz.İmam Cafer Sadık (a.s.) tavaf Arafat ve Mina vakfeleri gibi hac merasimini büyük bir huşu ve kulluk edasıyla yerine getirirdi. Bekr b. Muhammed el-Ezdî anlatıyor:

Tavaf etmek üzere bulunduğum yerden çıktım, yanımda İmam Ebu Abdullah es-Sadık (a.s.) vardı. Tavafını tamamlayınca bir yana çekilip, Beyt’in rüknü ile Haceru’l-Esved arasında iki rekât namaz kıldı. Secdede şunları söylediğini duydum:

“Yüzüm, kulluk ve kölelik belirtisi olarak sana secde ediyor. Senden başka ilâh yoktur ve bu hakikattir, hakikattir. Ey her şeyden önce var olan ilk ve her şeyden sonra var olacak olan son! İşte ben huzurundayım, perçemim senin elindedir. Beni bağışla. Çünkü büyük günahları senden başka kimse bağışlayamaz. Ben günahımı kendi üzerime itiraf ediyorum. Büyük günahları senden başka kimse savamaz.”

Sonra mübarek başını kaldırdı. O kadar ağlamıştı ki yüzü suya daldırılmış gibiydi.(23)

Hammad b. Osman anlatıyor:

Ebu Abdullah Cafer b. Muhammed’i vakfede ellerini göğe açmış olarak gördüm… Resulullah’ın (s.a.a) vakfeye durduğu yerdeydi ve ellerini göğe açmış yakarıyordu. (24)Kâbe’den çıktığı zaman şöyle derdi:

“Allah-u Ekber. Allah-u Ekber. Allah-u Ekber. Allah’ım! İmtihanımızı yorucu kılma. Düşmanlarımızı bize sevindirme. Çünkü zarar da, fayda da veren sensin.“(25)

Ali b. Yaktin’in müezzini Hafs b. Ömer anlatıyor:

Aramızda hicrî 140 senesinde insanların en hayırlısı hac esnasında Arafat vakfesinde bulunacaktır, diye bir rivayet dilden dile dolaşıyordu. Bu tarihte hacca gittim. İsmail b. Abdullah b. Abbas’ı vakfede görmeyelim mi?! Bu yüzden, içimizi tarifsiz bir üzüntü kapladı. Aradan kısa bir süre geçmişti ki, İmam Ebu Abdullah’ı (a.s.) kendisine ait bir katırın sırtında vakfede durmuş olarak gördük. Hemen dönüp arkadaşlarıma müjdeyi verdim: “İşte birbirimize rivayet ettiğimiz hadiste sözü edilen insanların en hayırlısı budur.” dedim.(26)

Hac vakfelerinde büyük bir huşu ile dua ederdi. Süfyan es-Sevrî’nin şöyle dediği rivayet edilir:

Meş’arlarda Cafer b. Muhammed gibi vakfede duran, tazarru ile yakaran bir hacıyı daha görmedim. Arafat’a vardığında, insanlardan uzaklaşıp bir tarafa çekildi ve Arafat vakfesinde içli bir duaya başladı.(27)

İmam Cafer Sadık ve İmamet Makamı

Fudayl şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer Sadık’a (a.s) “Her kavim için yalnız bir hadi (hidayet edici) var.” (Ra’d, 7) ayetinin anlamını sordum. Buyurdu ki: “Her imam, yaşadığı çağın yol göstericisidir.” (28)

Abdullah b. Ebu Ya’fur şöyle rivayet etmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Ey İbn Ebu Ya’fur! Hiç kuşkusuz Allah birdir, birliğinde tektir. Emrinde tek ve ortaksızdır. Allah yaratılmış bir (grup) yarattı ve onları bu iş (hilâfet, imamet) için seçti. İşte bu yaratılmış olanlar biziz. Ey İbn Ebu Ya’fur! Biz Allah’ın kulları üzerindeki hüccetleri, O’nun ilminin bekçileri ve önderlik misyonunun uygulayıcılarıyız.”

Mufezzel şöyle rivayet eder: Ebu Ebdillah İmam Caferi Sadık Aleyhisselam şöyle buyurdu: Ya Mufezzel! Allah bizi kendi nurundan yarattı ve Şialarımızı (izcilerimizi) da bizden yarattı. Diğer yarattıkları ise ateştedir. Allaha bizimle itaat edilir ve Allaha bizimle asi olunur. Ya Mufezzal! Allahu Teâlâ bizsiz hiç kimseden hiç bir ameli kabul etmemeyi öncelikle takdir etmiştir. Kimseye azap etmez sadece bizimle (bizi inkar sebebiyle azap eder). Biz Allahın yarattıkları için kapısı, hucceti ve eminleriyiz. Göklerde ve yerde Onun hazinedarlarıyız. Helâlımız ve haramımız Allahtandır. Biz istediğimizde bu Allaha örtülü değildir, istisnası da yoktur. Allah istemezse siz isteyemezsiniz. Diğer bir buyruğunda Allahu Teâlâ velisinin kalbini, kendi iradesinin mekânı etti. Allah isterse biz isteriz. (29)

Mufezzel, İmam Caferi Sadık Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: Allah-u Teala birlik ve padişahlığında yegâne ve benzersizdi. Sonra kendisini kullarına tanıttı ve emrini onlara bıraktı. Cenneti onlar için revan kıldı. İnsanlardan ve perilerden kalplerini pak ve temiz kılmak istediklerini bizim velayetimize aşina kıldı ve kalplerini tebah kılmak istediklerini de bizim velayet ve marifetimizden uzak kıldı. Ey Müfezzel! Ant olsun Allah’a, bizim velayetimiz olmadan Hz. Adem Allah’ın kudret elleriyle yaratılmaya layık olmadı. Hz. Musa bizim velayetimiz olmadan Rabb’iyle konuşmaya layık olmadı ve Hz. İsa İlahi’nin kudret tecellisi olamadı meğer Hz. Emir-el Müminin Aleyhisselam’ın velayetiyle. Konuyu senin için kısa ve öz olarak söyleyeyim, hiç kimse bizim velayetimiz olmadan ve bize kulluk etmeden Allah’ın rahmetine mazhar      olmadı. (30)

 

İmam Cafer Sadık (as)’dan Birkaç İmamet Mucizesi

Ateş Şiasını Yakmadı

Memun el Reqqi şöyle rivayet eder: Seyyidim İmam Caferi Sadık Aleyhisselamın yanındaydım o esnada Sehil bin Hasan el Horasani geldi selam verdi ve oturdu sonra İmam Aleyhisselama arz etti: Ey Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin) evladı! Siz İmamet evinin ehlisiniz şefkatli ve rahmetlisiniz hakkınızı almaktan sizi engelleyen ve uzak tutan şey nedir? Senin önünde kılıçla savaşabilecek Şialarından yüz bin tanesini bulabilirsin. İmam Aleyhisselam buyurdu: Otur ya Horasani, Allah hakkını gözetsin. Sonra hizmetçisi Hanefiye’ye tandırı yakmasını emretti. Oda tandırı yaktı. Tandır korlaşıp alevide beyazlaştı. Sonra İmam Aleyhisselam, Ya Horasani, Kalk ve tandırın içine otur diye buyurdu. Horasani arz etti: Ya Seyyidim! Ya Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin evladı! Beni ateşle azaplandırma. Beni mazur gör Allah’ta seni mazur görsün. İmam Aleyhisselam, Biz merhametliyiz o halde seni bağışladım diye buyurdu. O esnada terliklerini parmaklarına takmış bir şekilde Harun el Mekki geldi ve sana selam olsun ya Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Alihi Vesellemin) evladı! Diye arz etti. İmam Sadık Aleyhisselam ona, terlikleri elinden at ve tandırın içine otur diye buyurdu. Oda terlikleri parmaklarından attı ve tandırın içine oturdu. Sonra İmam Aleyhisselam Horasaniye yöneldi, sanki Horasanı görüyormuş gibi Horasaniyle Horasan hakkında konuşmaya başladı. Sonra İmam Aleyhisselam, Kalk ya Horasani! Bak bakalım tandırın içinde ne var. Horasani: Tandıra doğru gittim ve onu bağdaş kurmuş oturuyorken gördüm. Oradan çıktı, bize doğru geldi ve selam verdi. İmam Aleyhisselam ona şöyle buyurdu: Horasan’da bunun gibi kaç tane bulabilirsin? Horasani arz etti: Vallah! Birtane bile yok. İmam Aleyhisselam şöyle buyurdu: Vallahi yok! Bir tane bile yok. Amma biz vaktini daha iyi biliriz. Beş tane imanı güçlü yardımcı bulmazsak hareket etmeyiz. (31)

Kötü Huylu Kadının Akibetini Bildirmesi

İbn Şehri Aşup ve Kutbuddin Ravendi, Hüseyin b. Ebu’l A’la’dan şöyle rivayet etmişlerdir: “Hz. Sadık’ın (aleyhi selam) yanında idim. Bir kişi kölelerinden biriyle birlikte İmam’ın yanına gelerek karısını şikayet ederek onun ahlaksızlığından yakındı.”

İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) eşini yanıma getir dedi. O kadın İmam’ın yanına geldi. İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) o kadına “kocanın ne sorunu var?” diye sordu. Kadın kocasına beddua etmeğe ve onun aleyhinde kötü kötü konuşmaya başladı. İmam Cafer Sadık (a.s) o kadına eğer bu şekilde kalmaya devam edersen üç günden fazla yaşamazsın dedi.” Kadın hiçbir korkum yok, çünkü onun yüzünü asla görmek istemiyorum.” dedi. Hz. Cafer Sadık (a.s) kadının kocasına “karının elini tut ve onu götür hiç kuşkusuz sadece üç gününüz var” dedi.

Üçüncü gün o adam imam Cafer Sadık’ın yanına geldi. İmam ona “kadınına ne oldu?” diye sordu. Adam “Allah’a yemin ederim ki şimdi onu defnedip geliyorum.” dedi. Ben “o kadının durumu nasıldı” diye sordum. İmam şöyle buyurdu: “O kadın zalim ve baskıcı bir kadındı, Hak Teala onun ömrünü keserek kocasını ondan kurtardı.”

Dirilen İnek 

Mufaddal b. Ömer şöyle rivayet etmiştir: “Mina’da İmam Cafer Sadık’la birlikteydik o sırada gözlerimiz birden ağlayan yaşlı bir kadına ve iki küçük çocuğuna ilişti yakınlarında bir inek ölmüş ve öylece önlerine uzanmıştı. İmam Cafer Sadık (a.s) o kadına “Ey Zaife! Neden ağlıyorsun? Diye sordu. Kadın “nasıl ağlamayayım? Benim ve bu iki küçük çocuğumun rızkı bu inekten sağlanmaktaydı; şimdi o öldü ve ne yapacağım konusunda öylece kala kaldım.” dedi.

İmam Cafer Sadık (aleyhi selam) şöyle buyurdu: “İneğinin dirilmesini mi istiyorsun?” kadın: “Ey Allah’ın kulu! Benim için bu yetmezmiş gibi birde sen benimle tutmuş alay mı ediyorsun?” dedi.

İmam Cafer Sadık (a.s): “Haşa, ben alay etmiyorum diyerek mübarek dudaklarını hareket ettirerek o ineğin ayaklarına değdirdi. O anda inek hareket ederek ayağa kalktı. O kadın oldukça sevinerek şöyle dedi: “Kabe’nin Rabbine andolsun ki bu adam İsa peygamberdir.”

İmam (a.s) olayı başkaları duyar endişesiyle kendisini halkın arasına atarak gözlerden kayboldu.

—————————————————————————————————

KAYNAKLAR :

[1] – Şehidi, 1384, s. 3.

[2] – Şehidi, 1384, s. 5.

[3] – El-Mufid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[4] – El-Mufid, h. ş. 1380, s. 526-527.

[5] – Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 155; Şehidi, 1384, s. 4’den naklen.

[6] – El-Mearif, s. 215; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

[7] – El-Tabersi, k. 1417, s. 514.

[8] – Menakib, c. 4, s. 280; Şehidi, 1384, s. 85’den naklen.

(9)- Tarihu’l-İslâm, ez-Zehebî, 6/45; Tezkiretu’l-Huffaz, 1/157; Teh-zibu’l-Kemal fi Esmai’r-Rical, 5/79

(10)- Usul-u Kâfi, 1/229

(11)- el-İrşad, 2/179; bu eserden naklen İ’lamu’l-Vera, s.325; Menakı-b-u Âl-i Ebî Talib, 4/247; el-Mu’teber, el-Muhakkik el-Hillî, s.5

(12)- el-İmam Cafer es-Sadık, s.47

(13)- Mecmuat-u Verram, 2/82

(14)- Hayatu’l-İmam Cafer es-Sadık, s.48

(15)- el-Hisal, 1/10

(16)- Usul-u Kâfi, 2/657

(17)- Mecmuat-u Verram, 2/86

(18)- Vesailu’ş-Şia, 6/432, 8/129

(19)- Vesailu’ş-Şia, 4/43–44 ve 7/262

(20)- Vesailu’ş-Şia, 3/26

(21)- Vesailu’ş-Şia, 3/17

(22)- es-Sahifetu’s-Sadıkiyye. Bu eser, İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) rivayet edilen duaları içeren bir risaledir.

(23)- Kurbu’l- İsnad, s.28

(24)- Kurbu’l-İsnad, s.31

(25)- Kurbu’l-İsnad, s.3

(26)- Kurbu’l-İsnad, s.98

(27)- Hayatu’l-İmami’s-Sadık (a.s), 1/71, Ziyau’l-Âlemin’den naklen

(28)- Ayet, yeryüzünde her zaman insanları doğru yola, iletecek bir yol göstericinin mutlaka bulunacağını gösteriyor; ya uyarıcı bir peygamber ya da onun dışında Allah’ın emriyle insanlara rehberlik edecek bir hidayet edici mutlaka bulunacaktır. [el-Mizan, Ra’d Suresi 7. Ayetin tefsiri]

“Ben uyarıcıyım, Ali de hâdî (hidayet edici)’dir.” ifadesiyle kastedilen: Ben ayette geçen uyarıcı vasfının somut karşılığıyım. Uyarı davet eşliğinde yol göstermek demektir. Ali de davetsiz yol gösterici*liğin somut karşılığıdır. O, imamdır. Yoksa uyarıcıdan maksat Resûlullah’tır, hâdî’den maksat da Hz. Ali’dir, şeklinde bir anlam kastedilmemiştir. Çünkü böyle bir yorum ayetin zahiriyle kesinlikle çelişmektedir.

Dürr-ül Mensur adlı eserde belirtildiğine göre, İbn Cerir, İbn Mürdeveyh, Ebu Naim el-Marifeh adlı eserde, Deylemi, İbn Asakir ve en-Neccar (tamamı Ehli sünnet kaynaklardır) şöyle rivayet etmişlerdir: «”Sen ancak uyarıcısın ve her toplumun bir hâdî (hidayet edicisi) vardır.” (Ra’d, 7) ayeti inince, Resûlullah (s.a.a) elini göğsünün üzerine koydu ve dedi ki: “Ben uyarıcıyım.” Sonra elini Ali’nin omzuna dokundurdu ve şöyle dedi: “Sen yol göstericisin ey Ali, benden sonra hidayete erenler seninle doğru yolu bulurlar.”» Hakim el-Müstedrek adlı eserinde …. Ebu Bureyde el-Eslemi’den şöyle rivayet etmiştir: «Resûlullah (s.a.a) … “Sen ancak bir uyarıcısın…” ayetini okudu. Sonra elini Ali’nin göğsünün üzerine koydu ve şöyle buyurdu: “Her toplumun bir hâdî (hidayet edicisi) vardır.” ve şu açıklamayı yaptı: Sen canlıların yol gösterici meşalesisin, hidayetin amacısın, Kur’an okuyanların emirisin. Senin bu özelliklere sahip olduğuna şahitlik ederim.» Bu hadisi İbn Şehraşub Şevahidu’t-Tenzil’de ve el-Merzebanî “Emirü’l-Müminin Ali hakkında inen ayetler” adlı eserinde rivayet etmiştir.

Dürr-ül-Mensur adlı eserde belirtildiğine göre Abdullah b. Ahmed ez-Zevaid-ul-Müsned adlı eser de, İbn Ebu Hatem, Taberanî el-Evsat adlı eserde, Hakim sahih olduğunu belirterek (bu kaynakların da tamamı Ehli sünnet kaynaklarıdır), İbn Mürde-veyh ve İbn Abbas Ali b. Ebu Talib’ten: «”Sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir hâdî’si vardır.” ayetiyle ilgili olarak şöyle rivayet etmişlerdir: “Resûlullah uyarıcıdır, ben de hâdi’yim.”»

(29)- Tefsirul Fırat Elkufi sa: 529

(30)-İhtisas s. 244, Bihar-ul Envar c. 26 s. 294, El-Katre c. 1 s. 550

(31)- Medinetul Meaciz, c.2, s.198

Murtaza AKBULUT

murteza-hoca@hotmail.com

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz