Hz. İmam Musa Kazım (aleyhisselam): "Mümin terazinin iki kefesi gibidir. İmanı arttıkça belası da çoğalır."
‘Yemen’de ABD yapımı bir trajedi var’

‘Yemen’de ABD yapımı bir trajedi var’

ABD’nin BM Temsilcisi Haley: Kaşıkçı cinayetinden tümüyle Suudi Veliaht Prensi sorumludur

ABD’nin BM Temsilcisi Haley: Kaşıkçı cinayetinden tümüyle Suudi Veliaht Prensi sorumludur

Siyonistler, Direniş güçlerinin operasyonundan endişeli

Siyonistler, Direniş güçlerinin operasyonundan endişeli

İsrail, Filistinlilere kendi evlerini yıktırıyor.

İsrail, Filistinlilere kendi evlerini yıktırıyor.

Ürdün’den Beyaz Miğferler itirafı

Ürdün’den Beyaz Miğferler itirafı

Kimyasal Saldırı Haberleri İsrail İçin mi?
Kimyasal Saldırı Haberleri İsrail İçin mi?

Amerika ve diğer Batılı egemen güçlerin Batı Asya’da birçok ülkenin sınırlarının değiştirilmesi ve daha parçalı bir yapının oluşturulmasına dayalı planlarının Direniş Ekseni tarafından bozulması sonrası şekillenen yeni tablo İsrail için bir beka sorunu ortaya çıkardı. Zira planları boşa çıkaran ve ortama hakim olması beklenen Direniş Ekseni’nin nihai hedefi Siyonist İsrail’in yok edilmesidir.

ABD, eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “Ortadoğu’da Türkiye de dahil 22 ülkenin sınırları değişecek” ifadeleri ile hafızalara kazınan Batılı egemen güçlerin planları, başını İran’ın çektiği Direniş Ekseni tarafından ortaya konan karşı direniş ile başarısızlığa uğratıldı. Planları başarısız kılınan Batılı egemen güçlerin böylece Batı Asya’daki hegemonyası da yok olma sürecine girdi. Bu yeni durum ise Batı Asya’da Direniş Ekseni’nin etken güç olarak belirleyici olacağı bir dönemin eşiğinde olunduğu anlamına gemektedir. 

Batılı egemen güçlerin hegemonyasının yıkılmakta olduğu, Direniş Ekseni’nin ise bu hegemonyaya en büyük darbeyi indiren gücün sahibi ve tayin edici taraf olarak Batı Asya’nın geleceğinin şekillenmesinde var olacağını hesap ettiğimizde İsrail için, varlığını temelden sarsacak tehlike çanlarının en yüksek düzeyde çalmaya başladığı söylenebilir.

Batı Asya’daki bu yeni durum eğer, Direniş Ekseni eliyle planları boşa çıkarılan Batılı egemen güçler tarafından yeniden müdahale edilip kendi hegemonyalarının geleceği temin edilemezse İsrail’in bölgede varlığını muhafaza etmesi mümkün olmayacaktır. Zira başta İran olmak üzere Direniş Ekseni’ni oluşturan bütün unsurların en temel hedefi Siyonist İsrail’in tamamen bölgeden sökülüp atılması, yok edilmesidir.   

Bu yalın, basit mantık sitematiğini anlamak istemeyen bölgede bir çok siyasi güç var olsa da bekası söz konusu olan İsrail’in böylesi bir tehlikeyi görmemesi düşünülemez. Böylesi bir tehlikeyi hem de yakından fark eden İsrail’deki karar vericilerin endişelerini ortaya koyan, Ray el-Yevm’de yer alan ve sitemiz için Merve Söydaş tarafından tercüme edilen Zuhayr Andraos imzalı haber analiz yazısında bu durumu görmek mümkün…

 

Tel Aviv’deki üst düzey kaynaklar: İsrail Güvenlik Kurumu, İran’ın Suriye’deki varlığını sonlandırmak için tüm uzantılarını harekete geçirdi

İsrail, İran’ın Suriye topraklarında karadan ve havadan askeri konuşlanmasını engellemek için Suriye ve Hizbullah’a karşı, Kuzey cephedeki durumu, tırmandırmak için hiçbir çabayı eksik etmiyor. Yahudi medyası da bu çerçevede yayınlar yapmaya devam ediyor. İsrail’in önde gelen medya kuruluşlarından “Haaretz” gazetesi askeri işler analisti Amos Harel, geçtiğimiz salı günü Tel Avivli üst düzey bir kaynağın “Yahudi Devletindeki tüm güvenlik kurumlarının liderleri, İran’ın Suriye’deki varlığına karşı açık ve sert bir politika için bastırıyorlar” sözünü aktardı. Kaynak, bu eğilimin İsrail politikasında her platforma ortaya koyulduğuna dikkat çekti.

Yahudi analist, işgal devletinin Güvenlik Bakanı Avigdor Lieberman ve ordusunun Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot’un, son dönemlerde çeşitli vesilelerle, İran’ın Suriye’de askeri yoğunluğunun kırmızı çizgileri olarak kabul edileceği ve İsrail’in güvenliğini korumak için askeri faaliyetler yapılacağına dair açıklamalarına işaret etti.

Bunun yanı sıra, İsrailli analist geçtiğimiz haftalarda Ankara’da Rus, İranlı ve Türk liderlerin katılımıyla Suriye’deki durumu görüşmek üzere üçlü zirve düzenlendiğini ve söz konusu zirvenin, Tel Aviv’deki karar mekanizmalarında büyük bir endişe uyandırdığını bildirdi. Analiste göre bu zirve İsrail’de, Suriye’deki askeri aktivitelerini sürdürebilmeleri için Rusya’nın İranlılara destek sağladığı izlenimi oluşturdu. Bu durumun Tahran ve Tel Aviv arasında askeri sürtüşmeyi arttırmaya mal olacağı vurgulandı. 

Bu bağlamda,  Likud Partisi’nden milletvekili olan ve ülkesinin İstihbarat ve Atom Enerjisi Bakanlığı ile Ulaştırma ve Yol Güvenliği Bakanlığı görevlerini üstlenen Yisrael Katz, İran’ın Suriye’de askeri konuşlanmasına, Yahudi devletinin izin vermeyeceğini belirterek, İsrail ve yetenekleri için tehdit oluşturan ne deniz limanı, ne havalimanı, ne de stratejik silahlar edinmelerine izin verileceğini söyledi. Yahudi bakan, bu belirlenen kırmızı çizgiye daima bağlı kalacaklarını belirtti. 

Yisrael Katz, İsrail televizyon kanalı Kanal 12’ye yaptığı açıklamasında, Suriye’deki asıl hikâyenin İran’ın hikâyesi olduğunu söyledi. Esad’a, yeteneklerine ve onu destekleyen Hizbullah’a olan saygının yanı sıra, hikâyenin İranlıların hikayesi olduğunu belirten Katz, “Biz bu askeri konuşlanmaya asla izin vermeyeceğiz” sözlerini kullandı. 

Diğer yandan İsrail’in eski Askeri İstihbarat Servisi Şefi Amos Yadlin, Yediot Ahronot gazetesinin internet sitesine verdiği demeçte, İranlıların, Suriye’de gelişmiş askeri yetenekler inşa etmeye kararlı olduğunu buna karşın İsraillilerin de bunu engellemeye kararlı olduğunu ifade etti. Yadlin bu ifadeleri İsrail Başbakanı ve Güvenlik Bakanından da işittiğini kaydetti.

Amos Yadlin konuşmasına şu sözleri ekledi: “Bu operasyonun iki stratejik hedefi vardır. Bunlardan ilki, İranlıların faaliyetini sürdürdüğünü bildiğimiz askeri üste, İranlıları frenlemektir. İkincisi, ki bana göre bu da daha az önemli değildir, İsrail’in kimyasal silah kullanımı için elleri bağlı beklemeyeceğini gösteren güçlü bir motivasyon içeren açıklamadır.”

Şöyle söyleyerek devam etti: “Aynı zamanda, Esad’ın Şam’ın doğusunu bitirdikten sonra -ki bunu yapıyor- bize daha yakın olan Der’a’ya yönelerek güneye doğru ilerleyeceği gerçeğine işaret etmek istiyorum. Burada kesinlikle kimyasal silah kullanılmasını istemiyoruz. Bundan dolayı bir saldırının iki hedefi gerçekleştirebileceğini söylüyorum.”

Aynı çerçevede, İsrail “Kanal10” televizyonunda askeri işler analisti olan ve güvenlik kaynaklarına yakınlığıyla bilinen Alon Ben David, İsrail’in Suriye’deki müdahalelerinde Rusya’nın askeri sistemlerinin İsrail’e karşı kullanılmasının şimdiye kadar söz konusu olmadığını fakat yeni bir aşamaya girildiğini söyledi. Şimdiye kadar İsrail uçaklarına karşı hiçbir füzenin fırlatılmadığını ama bunun şimdiden sonrası için varsayılmasının mümkün olmadığını vurgulayan gazeteci, ‘İsrail’e yönelik Rus aşkı’ olarak adlandırılan yalanların, son 3 yılır karşılığının olmadığını söyledi. 

Güvenlik Bakanı Lieberman ise, İran’ın Suriye’deki varlığını derinleştirmesine İsrail’in asla izin vermeyeceğini vurguladı. İsrailli bakan, ordunun herhangi bir senaryoya karşı iyi bir şekilde hazır olduğunu ve mutlak hareket özgürlüğünü koruduğunu açıkladı. Lieberman, şöyle söyleyerek devam etti, “İsrail, İran’ın Suriye’de varlığını pekiştirmesine ve ülkeyi İsrail’e karşı bir cephe hattına çevirmesine izin vermeyecektir. Bunu anlamayanların artık anlaması gerekiyor.” 

İsrailli karar vericilerin açıklamalarında endişelerinin ne kadar ileri seviyede olduğu net bir şekilde fark edilebiliryor. Gerçektende Batılı egemen güçlerin etkisinin tamamen yok edildiği bir Batı Asya coğrafyasında İsrail’in yaşaması mümkün değil. 

Başta Amerika olmak üzere Batılı egemen güçlerin hegmonyasının olmadığı Batı Asya coğrafyasında İsrail’in varlığını devam ettirmesi mümkün değilse o zaman İsrail’in varlığını esastan dehdit eden Direniş Ekseni’ne karşı bir müdahalenin başlatılabilmesi için bir zemin oluşturulması gerekir. Bu oluşturulacak zemin öyle olmalı ki dünya kamuoyu Batılı egemenlerin saldırısını anlayışla karşılasın hatta desteklesin. 

Suriye’de mevcut Esad yönetimi yedi yıldır devam etmekte olan direniş mücadelesinde en başarılı noktadayken, hatta neredeyse tünelin sonu artık görülebiliyorken bir kimyasal saldırı provokasyonu ile Amerika ve beraberindeki Batılı egemenler bir müdahale zemini oluşturma peşindeler. Hem kaybetmekte oldukları Batı Asya coğrafyasındaki hegemonyalarının geleceğini temin edecekler ve hem de bölgenin baş belası Siyonist İsrail’in. 

Aslında bahsi geçen bu denklem çok basit ve gayet kolay anlaşılabilir sadelikte. Batılı güçlerin etkisizleştirilmesi sonucunda İsrail’in yok edildiği bir bir Batı Asya coğrafyası bu coğrafyayı paylaşan bütün ülkeler için gerçek manada bağımsızlaşmanın kapısının ardına kadar aralanması demektir. Belki bu Arabistan’daki Suud iktidarı veya Mısır’da darbe ile iktidara gelen mevcut yönetim gibi siyasi unsurların da sonu anlamına gelebilir, ama bölgede gerçekten bağımsızlaşmanın peşinde koştuğunu söyleyen (mesela Türkiye gibi) ülkeler için gerçek bir imkan oluşturabilir. O halda bahsi geçen bu denklem, bağımsızlıkçı politikalar peşinde olduğunu iddia eden siyasiler için ortaya koyacakları tavır ile ilgili olarak bir mihenk taşı mesabesinde olacaktır. 

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz