Congratulations, you just completed Horizontal Scrolling Announcement plugin installation.
CAFERİ ALİMLER BİRLİĞİ (CABİR)’DEN KAMUOYUNA RAMAZAN AYI DUYURUSU

CAFERİ ALİMLER BİRLİĞİ (CABİR)’DEN KAMUOYUNA RAMAZAN AYI DUYURUSU

Gazze’de bir Filistin’li daha şehit edildi

Gazze’de bir Filistin’li daha şehit edildi

Gazze Günü; 14 yıl kuşatmanın ardından

Gazze Günü; 14 yıl kuşatmanın ardından

Yemen’de onlarca Suudi işbirlikçi öldürüldü

Yemen’de onlarca Suudi işbirlikçi öldürüldü

Yarın Tahran Cuma Namazı’nı İslam İnkılabı Rehberi kıldıracak

Yarın Tahran Cuma Namazı’nı İslam İnkılabı Rehberi kıldıracak

Kerim-i Ehlibeyt İmam Hasan (a.s.)
  • MurtazaAkbulut
    • Murtaza Akbulut
    • m.akbulut@caferialimler.com
    • 11 Haziran 2017 - 12:00:43
    • Gsterim : 613 views

Kimlik Bilgileri :
Adı: Hasan

Künyesi : Ebu Muhammed

Lakabı : Muctaba,

Seyyid, Sibt, Hüccet, Taki, Zeki, Zahid, Emir ve Veli`dir.

Baba adı : Ali (a.s.)

Anne adı: Fatıma (s.a.)

Doğum yeri: Medine

Doğum tarihi: 15 Ramazan Hicretin 3. yılı, (M) 12.03.624,

Peygamber’e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu

Şehadet yılı : 28 sefer 50 h.k. senesi, (M) 25.03.670.

Şehadet yeri : Medine

Şehadet sebebi : Muaviye`nin emriyle Eşi Cu`de tarafından zehirlenmesi

 

 

İMAM HASAN (a.s.)’IN KISACA HAYATI
İmam Hasan (a.s.) yedi yaşına kadar Allah Resulü’nün kucağında büyüdü, Peygamber’in O`na ve kardeşi Hüseyin’e olan sevgisi ve muhabbeti tüm tarih  ve sire kitapları bu konuda bir çok rivayet  nakletmişlerdir (bkz. Tabakat ibn Saad Hasan ibn Ali bölümü)

İmam Hasan yedi yaşında önce Peygamber’i ve ondan üç ay ya da altı ay sonra vefat eden annesini kaybedince, babasının terbiyesi altında büyüdü.

30 yıl da Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s)’ın döneminde yaşamıştır. O  Hazret babasının hilafeti  döneminde babasının sağ kolu olmuş ve bütün savaşlara katılmıştır.

Babası Hz. Ali (a.s) şehit olunca, O`nun vasiyeti ve Allah’ın emriyle imamet makamına ulaşıp zahiri hilafeti de üstlendi, altı ay kadar Müslümanların işlerini idare etti. Bu müddette Ali (a.s) ve evladına aşırı düşmanlık güden ve yıllarca hilafet için savaşan Muaviye, (ilk olarak Osman’ın intikamını talep iddiasıyla(!) daha sonra apaçık bir şekilde halife olmak için savaştı) İmam Hasan’ın hilafet merkezine karşı ordu düzenleyip savaş açtı. Aynı zamanda İmam Hasan’ın (a.s) ordu komutanlarını yüklü paralarla satınalıp, O Hazret`in aleyhine kışkırttı.

İmam bir gurup sadık ve fedakar yaranının ve şialarının canını kurtarıp şia mektebini sonraki nesillere ulaştırmak için çeşitli şartlar altında hilafeti Muaviye’ye devretti ama Muaviye ilk baştan bütün anlaşmaları ayak altına aldı ve buda Ümeyye oğulları tarihine kara bir leke olarak kıyamete kadar tarihe kazındı.

İmam Hasan (a.s), zahiri hilafeti Muaviye’ye bıraktıktan sonra Kufe’yi terk edip Medine’ye döndü. Orada İslamî ilimleri halka öğretmek ve onu yaymakla meşgul oldu.

 
Hz.İmam Hasan Mücteba (a.s.)`ın Fazilet Deryasından Katreler
Hz.Resulullah ( s.a.a) bazen İmam Hasan’ı omzuna alarak şöyle buyuruyordu:

“Allah’ım, ben onu çok seviyorum, sen de onu sev.” [1]

Yine buyurmuştur ki:

“Kim Hasan ve Hüseyin’i severse beni sevmiştir; kim de O’nlara buğz ederse bana buğz etmiştir.” [2]

Yine buyurmuştur ki:

“Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridirler; babaları ise onlardan daha üstündür.” [3]

Yine buyurmuştur ki:

“Ben heybet ve ilmimi Hasan’a, cömertlik ve merhametimi ise Hüseyin’e verdim.” [4]

Başka bir hadiste de şöyle nakledilmiştir:

Hz. Fatıma (a.s), Resulullah (s.a.a)’in hastalığı sırasında Hasan ve Hüseyin’i (a.s) Hazretin yanına getirerek şöyle arz etti: “Ya Resulellah! O’nları bir şeye mirasçı kıl.”

Resulullah (s.a.a) de şöyle buyurdular:

“Heybet ve ululuğum Hasan içindir; şecaat ve cömertliğim de Hüseyin içindir.” [5]

Yine buyurmuştur ki:

“Çocuk güldür; benim güllerim ise Hasan ve Hüseyin’dir.” [6]

Yine buyurmuştur ki:

“Hasan ve Hüseyin, benden ve babalarından sonra yeryüzündekilerin en üstünleridirler; anneleri ise kadınların en üstünüdür.” [7]

Hz. Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur:

“Bir gün Hasan’la Hüseyin Resulullah( s.a.a)’in yanında güreşiyorlardı.Hz.Resulullah ( s.a.a); “Çabuk ol ya Hasan!” diye buyurdu. Fatıma; “Ya Resulellah! Küçüğü bırakıp da büyüğe mi yardım ediyorsun?” dediğinde Resulullah ( s.a.a) şöyle buyurdular: “Cebrail; çabuk ol ya Hüseyin diyor, ben de çabuk ol ya Hasan diyorum.” [8]

Bir gün İmam Hasan (a.s) gelerek Resulullah ( s.a.a)’in kucağında oturdu; Resulullah ( s.a.a) O’nun ağzından öperek üç kez şöyle buyurdular:

“Allah’ım, ben O’nu seviyorum, O’nu seven kimseyi de seviyorum.” [9]

Hz. Ali (a.s) da Hasan ve Hüseyin’e (aleyhima’s- selam) şöyle buyurdular:

“Siz benden sonra İmamsınız, cennet gençlerinin efendilerisiniz, masumlarsınız, Allah Teala her ikinizi korusun; Allah’ın laneti ise size düşmanlık yapan kimsenin üzerine olsun.” [10]

Hz.İmam Rıza (a.s) da babalarından şöyle nakletmiştir:

“Hasan’la Hüseyin (a.s) gecenin geç vaktine kadar Resulullah ( s.a.a)’in yanında oynuyorlardı. Resulullah (s.a.a) onlara; “Artık annenizin yanına gidin.” buyurdular. Derken bir şimşek çaktı, onlar annelerinin yanına gidinceye dek oralar aydınlatmış oldu. Resulullah ( s.a.a) de şimşeğe bakarak şöyle buyurdular: “Hamd Allah’a ki biz Ehl-i Beyt’e ikramda bulunmuştur.” [11]

İmam Hasan (a.s.)`ın Sulhu
Hz. Peygamber ( s.a.a) Kureyş müşrikleriyle sulh yaptığında (Hudeybiyye Sulhunda), Hz. Peygamber’e tam inancı olmayan bazı kimseler, itiraz etmeğe ve Peygamber’in peygamberliğinde şüphe bile etmeğe başladılar; hatta bazı kitapların yazdığına göre; “Ben Peygamber’in peygamberliğinde şimdiye kadar böyle şüphe etmemiştim” diyenler bile oldu. Ama sonradan bu sulhun İslam için ne kadar faydalı olduğunu anlamış oldular. İmam Sadık (a.s) bu barış hakkında şöyle buyurmuştur; “Bu barıştan daha bereketli bir olay vuku bulmamıştır.” [12] .

Zohri de şöyle diyor: “Hudeybiyye Sulhundan daha büyük bir zafer olmamıştır.” [13]

Hz. Ali (a.s) Muaviye’yle savaştığında birçok kimseler, hem savaşa, hem de kendi önerdikleri hakemiyete itiraz edip İmam Ali ile savaşmışlardır. İmam Hasan (a.s)’ın kıyamına da itiraz eden, hatta düşmanın safında yer alanlar bile olmuştur…

Ebu Said-i Akisa diyor ki:

İmam Hasan (a.s)’a; “Neden Muaviye ile sulh yaptın, oysa hak seninleydi; Muaviye ise sapık ve zalimdi?” dediğimde İmam (a.s) şöyle buyurdular:

“Acaba ben babam Ali’den sonra Allah’ın hücceti ve İmam değil miyim?”

Ebu Said-i Akisa: “Evet, öyledir.”

İmam (a.s): “Resulullah (s.a.a) benim ve kardeşim hakkında; ‘Hasan ve Hüseyin, kalksalar da otursalar da İmamdırlar’ buyurmamış mıdır?”

Ebu Said-i Akisa: “Evet, buyurmuştur.”

İmam (a.s): “Öyleyse ben İmamım, ister kıyam edim ister etmeyeyim. Benim Muaviye ile sulh yapmamın sebebi, Resulullah’ın Beni Zamre, Beni Eşca ve Hudeybiyye’de Mekke halkı ile yaptığı sulhun sebebinin aynısıdır; şu farkla ki onlar kafir idi, ama Muaviye ve ashabı kafir hükmündedirler… Ey Ebu Said! Eğer ben Allah tarafından İmam isem artık senin, maslahatı bilmediğinden dolayı bana itiraz etmenin bir anlamı yoktur; bizim meselimiz Hızır ve Musa’nın meseli gibidir. Hızır (a.s), Hz. Musa’nın, maslahatını bilmediği bazı işler yapıyordu, Musa (a.s) onun işlerini görünce sinirlenip itiraz ediyordu; ama Hızır (a.s) yaptığı işin hikmetini açıkladığında Hz. Musa rahatlayıp susuyordu. Şu kadarını bil ki, eğer Muaviye ile sulh yapmamış olsaydım yeryüzünde bir Şia dahi kalmazdı.” [14]

İmam Hasan (a.s) bu sulhu ile Şialarının canını korumasıyla birlikte Muaviye’nin kerih çehresini de aşikar etmiş oldu. Muaviye Nuhayle’de yapmış olduğu bir konuşmasında şöyle dedi:

“Ben namaz kılasınız, oruç tutasınız ve hacca gidesiniz diye sizinle savaşmadım; ben hükümet etmem için sizinle savaştım ve ona da ulaştım; şimdi Hasan bin Ali ile yapmış olduğum sulhun şartlarını ayağımın altına aldığımı ilan ediyorum.”[15]

İmam Hasan (a.s)’ı Muaviye ile sulh yapmaya mecbur eden amillerden bazıları da şunlardır: İmam Hasan (a.s)’ın ordusunda kendisine candan bağlı olanlar pek azdı, kimisi dünya malı elde etmek için uğraşıyordu, kimisi şüphe içindeydi, kimisi dini amaç için değil sırf kabile reislerinin emrine uymak için gelmişti, kimisi (Havariç gibi) İmam’ı savunmak değil sadece Muaviye’yi sevmedikleri için gelmişti,[16] kimisi rüzgar hangi yandan eserse o tarafa eğiliyordu, kimisi de Hâricilerin inancına kapılmıştı. Müslümanların içine düşen ayrılık, görüşlerinin birbirine zıt oluşu, vahdetin kalmayışı, servet elde etme sevdası iman kudretini oldukça zayıflatmıştı. Muaviye’nin casusları, bir an bile durmuyorlar, bu ayrılığı, bu zıddiyeti daha da derinleştirip genişletiyorlardı; vaatle, parayla, tehditle adam avlıyorlardı.[17] Ordu içerisinde İmam Hasan (a.s)’ı tutup kaçırarak Muaviye’ye teslim etmek isteyenler bile vardı.[18]

Bir kere çadırlarına girmişler, buldukları her şeyi yağma etmişler, altlarındaki seccadelerini bile çekip almışlardı; hatta birisi kendilerini ağır bir şekilde yaralamıştı…[19]

İmam Hasan (a.s) kesinlikle savaştan çekinmiyordu, Muaviye ile savaşmak için ordusuna hararetli konuşmalar bile yapıyordu. Bir ara Muaviye’nin casuslarını yakalatıp öldürttükten sonra Muaviye’ye şöyle bir mektup yazdı:

“Casus mu gönderiyorsun, savaşmak mı istiyorsun? Öyleyse savaşa hazırlan!” [20]

İmam Hasan (a.s) Muaviye’nin barış teklifini, bir yandan da kendi ordusunun durumunu görünce, maslahat gereği bazı şartlarla sulh yapmayı uygun gördü. İmam Hasan (a.s) sonradan şöyle buyurmuşlardı: “Vallahi ben bu işi Muaviye’ye teslim etmezdim; fakat yardımcı bulamadım, yardımcı bulsaydım gece de onunla savaşırdım günüz de; sonundaysa Allah benimle onun arasında hükmederdi.” [21]
Mubarek Sureti
Ahmed bin Muhammed el-Muğiyrî şöyle diyor:

“İmam Hasan bin Ali (a.s); kıvırcık saçlı, beden yapısı güzel ve gür sakallı idi.”[22]

Vasıl bin Ata diyor ki:

“Hasan bin Ali (a.s)’ın siması peygamberleri, azamet ve parlaklığıysa padişahları andırıyordu.”[23]
İmam Hasan (a.s)’ın Haccı
İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki:

“Hasan bin Ali (a.s) yaya olarak yirmi beş defa hacca gitti; iki defa malının yarısını Allah yolunda bağışladı.” [24]

İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) da buyurmuştur ki:

“Hasan bin Ali (a.s), hacca gittiğinde yaya olarak gidiyordu; birçok defa da ayak yalın gitmiştir.” [25]
Namaz Elbisesi
Ebu Hayseme diyor ki:

“Hasan bin Ali (a.s) namaza durduğunda, en güzel elbiselerini giyerdi. Kendisine: “Neden en güzel elbiselerinizi giyiyorsunuz?” diye sorduklarında: “Allah güzeldir, güzeli de sever.” buyuruyorlardı.”[26]

Tevazusu
Kaşanî diyor ki:

“Dilenciler yol üzerinde oturup önlerindeki az bir yemekle meşgul iken İmam Hasan (a.s) onların yanından geçtiğinde: “Ey Resulullah’ın torunu! Buyurun yemek yiyin” diyerek İmam (a.s)’ı yemeğe davet ettiler. İmam (a.s) da bineğinden inerek oturup onlarla birlikte yemek yedi ve sonra: “Allah müstekbirleri (kibirlenenleri) sevmez” buyurdular.” [27]

 

İmam Hasan (a.s)’ın Cazibesi
Şam halkından olan bir adam, Muaviye’nin kötü propagandası etkisinde kalarak aldanıp Hz. Peygamber’in Ehl- i Beyt’ine düşman olmuştu. Bir gün Medine’ye geldiğinde İmam Hasan (a.s)’ı gördü. İmamın yanına gidip çirkin sözler söylemeye başladı; ağzına geleni O’na söylüyordu. İmam Hasan (a.s) ise şefkat ve merhametle adamın yüzüne bakıyordu. Adam çirkin sözlerini sarfettikten sonra İmam (a.s) ona selam verdi ve gülümseyerek şöyle buyurdular:

“Ey şeyh (yaşlı adam)! Galiba sen bu şehirde garipsin, hakkımızda yanılmışsın, gerçeği sana yanlış anlatmışlar. Eğer senden razı olmamızı istersen, razı oluruz; eğer bizden bir şey talep edersen veririz; eğer bir yol gösterici istersen seni hidayete yöneltiriz; eğer yükünü taşımak için bizden yardım dilersen, yükünü taşırız; aç isen, doyururuz; çıplak isen, giydiririz; ihtiyacın varsa, ihtiyacını gideririz; evin yoksa yer veririz; bir isteğin varsa, karşılarız; eğer bütün yolculuk eşyanla evimize gelirsen, gidene kadar konuğumuz olursun; biz de şevk ve muhabbetle seni ağırlarız; çünkü bizim geniş bir evimiz ve misafiri ağırlamak için yererli vesilemiz vardır.”

Şamlı adam, İmam (a.s)’ın sevgi ve şefkatle dolu sözlerini duyunca şiddetle ağladı, söylediklerinden utanç duyarak şöyle dedi:

“Senin Allah Teala’nın yeryüzündeki halifesi olduğuna şehadet ederim. Allah Teala, risaletini hangi ailede karar kılacağını daha iyi biliyor. Ey Hasan! Sen ve senin baban benim yanımda, Allah’ın en düşman kulları idiniz; şimdi ise sizler benim yanımda Allah’ın en sevgili kullarısınız.”

Daha sonra yaşlı adamcağız, İmam Hasan (a.s)’ın evine misafir oldu. Medine’de olduğu müddetçe bir misafir gibi ağırlandı ve o ailenin müritlerinden oldu. [28]
İmam Hasan (a.s)’ın Göz Yaşları
İmam Sadık (a.s) babasından ve o da babasından şöyle naklediyor:

“İmam Hasan (a.s) kendi zamanında insanların en çok ibadet edeni, en çok zahit olanı ve en üstünü idi. Hacca gittiğinde yaya olarak gidiyordu ve çoğu zamanlar ayak yalın gidiyordu. Ölümü hatırladığında ağlıyordu, huzurunda kabirden söz edildiğinde ağlıyordu, kıyameti ve haşrolmayı hatırladığında ağlıyordu, sırat köprüsünden geçmeği hatırladığında ağlıyordu, halkın hesap için Allah Teala’nın huzurunda duracağını hatırladığında o günün vahşet ve korkusundan dolayı feryat ederek bayılıyordu. Namaza duruğunda Allah korkusundan azaları titriyordu, cennet ve cehennemi hatırladığında yılan ısıran birisi gibi kıvranıyordu, Allah’tan cenneti isteyip cehennemden ise O’na sığınıyordu. Kur’an’dan “Ya eyyuhellezine amenu” ( Ey iman edenler ) ayetini okuduğunda: “Lebbeyk! Allah’umme lebbeyk” (Emrine hazırım, Allah’ım emrine hazırım) diyordu. Her halinde Allah’ı anıyordu…”[29]

Abdest aldığında azaları titriyordu, mübarek yüzü sapsarı oluyordu. “Abdest alırken neden bu duruma düşüyorsunuz?” dediklerinde: “Arşın Rabbinin huzurunda duran bir kimsenin renginin sararması ve azalarının titremesi gerekir” buyuruyordu.

Caminin kapısına ulaştığında yüzünü göğe doğru çevirerek şöyle diyordu:

“İlahî, misafirin kapının önündedir; ey ihsanda bulunan Allah, günahkâr sana gelmiştir; ey kerim ve şefkatli olan Allah, indindeki güzelliklerden dolayı indimdeki çirkinliklerden geç!”[30]
Şehadeti

Anlaşmanın şartlarından biriside Muaviye’den sonra İmam Hasan zahiri hilafete geçecekti ama Muaviye hilafeti oğlu Yezid’e bırakmak için İmamın eşi Cude’yi para ile kandırarak İmam’ı zehirletti ve o zehirlenme sonucu İmam şehit oldu ve Medine’de baki mezarlığında defnedildi.
KAYNAKLAR  :
[1] – Keşf’ul- Ğumme, c. 1, s. 548.

[2] – Menakıb, c. 4, s. 9.

[1] – Tarih’ul- Hulefa, s. 188.

[2] – Bihar’ul- Envar, c. 43, s. 264.

[3] – a.g.e. c. 43, s. 263.

[4] – a.g.e.

[5] – a.g.e.

[6] – a.g.e. c. 43, s. 264.

[7] – a.g.e.

[8] – a.g.e. c. 43, s. 263.

[9] – a.g.e. c. 43, s. 266.

[10] – a.g.e. c. 43, s. 265.

[11] – a.g.e. c. 43, s. 266.

[12] – a.g.e. c. 20, s. 368.

[13] – a.g.e. c. 20, s. 345.

[14] – a.g.e. c. 44, s. 1.

[15] – a.g.e. c. 44, s. 49.

[16] – İrşad-ı Mufid, s. 171.

[17] – a.g.e. s. 172.

[18] – a.g.e. s. 172-173.

[19] – Tarih-i Yakubi, c. 2, s. 204-207. Tarih-i Taberi, c. 7, s. 1.

[20] – İrşad-i Mufid, s. 170.

[21] – Tarih Boyunca İslam Mezhepleri ve Şiilik, s. 378.
[22] – Keşf’ul- Ğumme, c. 1, s. 548.

[23] – Menakıb, c. 4, s. 9.

[24] – Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 14.

[25] – Emali-yi Saduk, s. 150.

[26] – Bihar, c. 83, s. 175, H. 2.

[27] – Mehaccet’ul- Beyza, c. 4, s. 33.

[28] – Bihar, c. 43, s. 344.

[29] – Bihar, c. 43, s. 331.

[30] – a. g. e, c. 43, s. 339.

Murtaza AKBULUT
murteza-hoca@hotmail.com

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz