Hz. İmam Musa Kazım (aleyhisselam): "Mümin terazinin iki kefesi gibidir. İmanı arttıkça belası da çoğalır."
CABİR’den Bayram Açıklaması

CABİR’den Bayram Açıklaması

CABİR’den Ramazan Ayı Açıklaması

CABİR’den Ramazan Ayı Açıklaması

ARTIK YALNIZ DEĞİLSİN!

ARTIK YALNIZ DEĞİLSİN!

Türkiye’ye Ambargo İçin Düğmeye Basıldı

Türkiye’ye Ambargo İçin Düğmeye Basıldı

UAEA: İran’da Nükleer Faaliyetlere Yönelik Bir Gösterge Yok

UAEA: İran’da Nükleer Faaliyetlere Yönelik Bir Gösterge Yok

ALEVİLİK
  • HüseyinÇaça
    • Hüseyin Çaça
    • h.caca@caferialimler.com
    • 14 Aralık 2017 - 21:09:15
    • Gsterim : 631 views

 

 Alevilik nedir ve Alevi kimlere denir?

El Hatib-i Harezmî, kendi kitabında (Maktel-i Hüseyin s.37) İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmiştir:

“Hz. Peygamber buyurmuştur ki eğer insanlar Ali bin Ebu Talip’in sevgisinde birleşseydi (Benim Ali’yi sevdiğim gibi sevseydiler) Yüce Allah cehennem ateşini yaratmazdı.”  (Bu hadis-i şerif Nehcu’l-Hak kitabı 259. sayfada da nakledilmiştir.)

“Alevi”in Kelime Anlamı

Alevi, kelime olarak ilm-i lugatta Arapça bir kelimedir. Semavi, ulûv ve su’ud anlamındadır. Yani göksel, yükselmek, yükseklik, üstün ve yüce anlamlara gelmektedir.

Terim olarak Alevi; İmam Ali soyundan gelen kişiler, İmam Ali’ye bağlı kişiler, Hz. Ali yolundan giden kişilere denir. Ayetullah Caferi Suphanî’nin anlatımıyla Alevi; Hz. Ali’nin pak nesline, Ali’nin ashabına, Ali’nin sevenlerine ve Gadir-i Hum’da Hz. Ali’ye biat edip biatinde sadık kalanlara denir. (El Mileli ve Nihe kitabı, c. 8, s. 405) Bilinmesi gerekir ki bazı ülkelerde ve bölgelerde Alevi kelimesi ile eş anlamlı olarak Şia sözcüğü de kullanılmaktadır ve keza Caferi kelimesi de aynı anlamda telaffuz edilmektedir.

Kısaca Alevilik nedir? Alevilik, Hz Muhammed’den sonra on iki pak imamların Hz. Muhammed’in halifesi ve İslam ümmetinin hak imamları olduğuna ve dini onlardan öğrenmemiz gerektiğine inanmak demektir.

Alevi kimdir? Hz. Muhammed ve on iki imamların taraftarına, onlara uyanlara, onları tüm yaşamlarında olgu örnek alanlara ve onların yolunda gidenlere denir.

Alevi, Şia, Caferi kelimeleri her ne kadar farklı kelimeler olsa da yukarıda gördüğümüz tariflere göre her üçü de aynı manayı ve maksadı taşımaktadır. Zira her üç kelime de Ali ve Ali’nin soyundan gelen pak imamların taraftarı olan, onlara mensup olan kişilere verilen addır. Bu husus makalemizin devamında daha detaylı açıklanacaktır.

“Şia”nın Kelime Anlamı

Şia kelimesi Arapçada izleyici ve taraftar anlamına gelir. Şia kelimesi Kuran-ı Kerim’de de birkaç yerde bu anlamda kullanılmıştır. Örneğin Kuran, Hz. İbrahim’i Hz. Nuh’un “Şia”sı olarak tanıtmaktadır:

“Ve şüphe yok ki İbrahim’de onun Şialarındandı elbet.”

Saffat/83

Bu adlandırma Hz. Muhammed (s.a.a) döneminde ve sonrasında Hz. Ali’yi sevenler, onun taraftarları, onun yolundan gidenler ve onu Peygamberin Halifesi olarak kabul edenler için kullanılmaya başlanmıştır.

İslam Tarihinde Şia Kelimesinin Ortaya Çıkışı 

Şia kelimesi, bizzat Hz. Peygamber tarafından Hz. Ali taraftarlarına verilen addır. Şia teriminin kullanımı Hz. Peygamber (s.a.a) ile başlamış, Ali taraftarına ilk defa Şia adını veren Hz. Peygamber (s.a.a) olmuştur. Bunun ispatı da yine Hz. Peygamberin kendi sözleridir.

 

“Şia kimdir ve ne zaman başlamıştır?” sorularına cevap olabilecek ilgili birkaç somut örnek:

1. İbn-i Asakir Cabir b. Abdullah El Ensari’den şöyle anlatıyor: Bir gün biz Peygamberin yanında iken Ali geldi ve Peygamber onu görünce şöyle buyurdu: “Canımı elinde bulunduran Allah’a yemin olsun ki mutlaka bu ve bunun “Şia”ları kıyamet günü kurtuluşa ereceklerdir.” Bu sırada Beyyine suresinin 7. ayeti nazil oldu: “Gerçekten iman edip salih amel yapanlar, onlardır yaratılanların en hayırlısı.” (Tarih-i İbn-i Asakir, c.2, s.44, Suyuti ed Durrul Mansur kitabında, c.8.)

2. İbn-i Hacer, İbn-i Abbas’tan şöyle naklediyor: Beyyine suresinin 7. ayeti nazil olduğunda Hz. Peygamber Hz. Ali’ye şöyle buyurdu: “Onlar (Yaratılanların en hayırlısı) sen ve senin Şia’larındır. Sen ve senin Şia’ların kıyamet günü Allah’tan razı olmuş ve Allah da sizden razı olmuş halde haşrolacaksınız.” (İbn-i Hacer Sevaiku’l-Muhrika, 11. bab., 1. bölüm)

3. Taberi tefsirinde, (c.3, s.146) İbn-i Ebi’l-Carut’tan, o da Muhammed b. Ali’den,  o da Hz. Ali’den şöyle naklediyor: “Beyyine suresinin 7. ayet i nazil  olduğunda Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Ey Ali bu ayet sen ve senin Şia’ların hakkında inmiştir.”

…اَنتَ  يا علي و شيعتك ….

4. Harezmi, Menakıb’ında 66. sayfada Cabir’den şöyle rivayet ediyor: Biz Hz. Peygamberin yanındaydık. O sırada Hz. Ali geldi. Hz. Peygamber; “Doğrusu size kardeşim geldi.” dedi ve sonra Kâbe’ye yöneldi. Elini Kâbe’nin duvarına koyarak şöyle buyurdu: “Allah’a ant olsun ki kıyamet günü kesin kurtuluşa varanlar  bu (Hz. Ali) ve bunun Şia’larıdır.

اِنّ هذا و شَيعته هُم الفائزونَ يَومَ القِيامة

Doğrusu bana ilk iman eden, Allah’ın ahdinde en vefalı kalan  odur. Allah’ın emirlerini en  iyi koruyan, insanlar arasında en adil olan, hakları en eşit taksim eden ve Allah’ın katında en değerli olan odur.”  Bu esnada Beyyine suresinin 7. ayeti Hz. Peygambere nazil oldu.

انّ الذين آمنوا و عَمِلُوا الصّالِحات اُولئك هُم خَيرالبَريّة

Hz. Ali bu ayet ile sahabeler arasında öyle tanınmıştı ki onu gören “Şüphesiz size yaratılanların en hayırlısı geldi.” diyordu.

                                                                   قَد جائكُم خيرُ البريّة

5. Tarih-i Bağdadi  (c.12, s.289) şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Hz. Peygamber Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurdu: “Ali, sen ve senin Şia’ların cennettedir.”

                                                                   اَنت و شيعتُكَ في الجَنّة

Bilinmesi gerekir ki her ne kadar Hz. Peygamber döneminde Hz. Ali taraftarları var ise de Alevi kavramı kullanıldığına dair bir kayıt yoktur. O zamanlar Ali taraftarları için kullanılan kavram Şia kelimesi idi. O dönemde Selman, Ebuzer, Migdad gibi çok sayıda sahabe, Ali Şia’sı olarak tanınmıştı.

Ehl-i Beyt Taraftarları için Kullanılan İsimler

Hz. Peygamber, Ali’nin kendi halifesi olduğunu defalarca söylemişti ve Ali taraftarlarına da “Şia” adını vererek onları övmüştü. Şia kelimesi ilerleyen dönemlerde 12 imam taraftarı olarak kullanılmaya başlandı.

Hz. Ali’nin şahadetinden sonra Ali soyundan gelenler için Alevi adı kullanılmaya başladı, tıpkı Abbas oğulları için “Abbasi” adının kullanıldığı gibi. Örneğin Hz. Ali Ekber’in Kerbela’da düşmana karşı okuduğu recezde şöyle geçer: “Haşimi, Alevi vuruşumla …” Böylece “Alevi” kelimesi; Hz. Ali’nin taraftarları, sevenleri, onun peygamberden sonra ilk halife olduğuna inananlar ve pak Ehl-i Beyt imamlarının imametine inananlar için kullanılmaya başlandı.

Zeydî: İmam Zeynu’l-Abidin oğlu Zeyd b. Ali’nin imametine inanan bir kesim için “Zeydi” adı kullanılmaya başlandı.

İsmailî: İmam Caferi Sadık’ın İsmail adında oğlu kendisinden önce öldü. Bir kesim onun imametine inandılar. Bunlar için de “İsmaili” adı kullanılmaya başlandı. Böylece Zeydiler ve İsmaililer “On İki İmam” çizgisinden ayrılmış oldu.

Caferî: İmam Cafer-i Sadık, ilmi alanda büyük bir çalışma fırsatı buldu ve bu fırsatı en güzel şekilde değerlendirerek hak öğretiyi geniş kitlelere ulaştırdı. Bu sebeple İmam Caferi Sadık ve diğer masum imamların imametini kabul edenler için “Şia” ve “Alevi” adı ile birlikte “Caferi” adı da kullanılmaya başlandı ve bu adlandırma zamanla yaygınlaştı.

Aslında on iki pak imamların hepsi bir bütündür. Hz. Muhammed’in (s.a.a) hak vasileridir ve ayrı düşünülemezler. Caferî adının yaygınlaşması sosyolojik bir sebepten kaynaklanmaktadır.

Emevi-Abbasi çekişmesi çok yoğunlaşınca Ehl-i Beyt imamlarının üzerindeki baskı bir miktar azaldı ve bir ilmi çalışma fırsatı doğdu. İmam Muhammed Bakır (a.s) zamanın zorluklarına rağmen bu ilmi çalışmayı başlattı ve İmam Cafer-i Sadık (a.s) yoğunlaştırarak devam ettirdi.

İmam Cafer-i Sadık’ın başlattığı bu çalışmalarla ilm-i kelam, fıkıh, tefsir vb. ilahi ilimlerin; matematiğin geniş bir dalı olan cebir ilminin, tıb, kimya gibi birçok pozitif bilimlerin temelini atıldı veya çok büyük katkı sağlandı. Çeşitli dallarda binlerce öğrenci yetiştirdi ve kitaplar yazıldı. Böylece İmam Cafer-i Sadık, insanlık tarihinde geleceğe ışık tutacak büyük eserler bıraktı. İlmin ve özellikle de ilahiyat ilminin babası sayıldı.

Ne ondan önceki imamların ne de ondan sonraki imamların böyle bir fırsatı olmadı. Bunun için Ehl-i Beyt taraftarları için Caferi adı kullanılmaktadır. Zira her alanda en geniş bilgiyi ondan almaktayız. Hatta Ebu Hanife, yaşça ondan büyük olmasına rağmen İmam Cafer-i Sadık’ın talebelisi olmuş ve onun engin ilmine hayran kalmıştır. Öyle ki Ebu Hanife, iki yıl boyunca İmam Cafer’in dersine katılıp ondan ilim öğrenmeseydi kendisinin helak olacağını söylemiştir. (Alusi, Muhteseru Tuhfetu’l İsna Aşeriyye kitabı, 8. sayfa, Kahire, 1387)

Aynı anlamada olan “Şia, Alevi ve Caferi” adlarıyla anılan kesim için kullanılan başka bir ad da “On İki İmam Şiası”dır. Zeydilik, İsmailik ve buna benzer adlar, On iki İmam Şiiliğinden ayrılan kesimler için kullanılmaktadır. Ancak Alevi, Şii ve Caferiler “On İki İmamın” tamamının imametini kabul eden kimselerdir. Bu sebeple “Şiatu İsna Aşeriye” olarak da adlandırılırlar.

Sonuç

Adına ne denilirse denilsin; ortak değer on iki pak imamlardır, on dört Masumdur. Bu değere inanan kim olursa olsun; soyu, ırkı, dili ve cinsi fark etmeksizin o Alevidir, Caferidir ve Şii’dir. Bu bir kâmil insan olmanın şeref madalyasıdır ki Allah Resulünün kendisi Ali taraftarlarına bu adı vermiştir.

Elbette ki her bölgenin kendine has kültürü, yaşam tarzı ve kendini ifade etme biçimi açısından farklılıklar olur. Türkiye’de, Suriye’de, İran’da ve Avrupa’da yaşayan halkların aralarında kültür, yaşam, ifade ve adlandırma farkları vardır. Bu gayet doğal ve insanidir. Örneğin İran’da yaşayan bir Ehl-i Beyt dostuna sorulduğunda kendini Şii olarak, Suriye’de yaşayan biri kendini Alevi ve Türkiye’de yaşayan biri de kendini Alevi veya Caferi olarak ifade etmektedir. Ancak hepsinin birleştiği ortak nokta Muhammed, Ali, Fatıma ve pak Ehl-i Beyt imamların sevgisidir.

Bu öyle bir sevdadır ki bir “Şecereyi Tayyibe”ye benzer. Yaprağı ve dalları birbirinden her ne kadar ayrı dursa da kökü ve gövdesi birdir, ayrılmaz.  Keza meyvesinin de tadı aynıdır.

Alevi, Caferi İnanç Esasları:

1. Allah’ın varlık ve birliğine inanmak

2. Hz. Muhammet’in getirmiş olduğu Kuran-ı Kerim’in bu Kuran olduğuna ve içindeki hükümlerin A’dan Z’ye kadar hepsine inanmak.

3. Hz. Muhammet’in (s.a.a) yüz yirmi dört bin peygamberin sonuncusu ve en üstünü olduğuna inanmak

4. Son dinin evrensel İslam dini olduğuna inanmak.

5. Kıblenin Kâbe olduğuna inanmak.

6. Son Peygamberin Ehl-i Beyt’inin yüce faziletlerini tamamen kabul etmek ve onların başkalarıyla kıyaslanamayacağına inanmak.

7. Hz Muhammed’den sonra ümmetin idaresi için Allah’ın emriyle On İki Ehl-i Beyt İmamlarının masumluğuna, imametine ve vilayetine inanmak. (İlki Hz. Ali ve sonuncusu Mehdi olmak üzere)

8. Dinin temelinde sevgi olduğuna inanmak.

9. Tüm Müslümanları Kuran-ı Kerim’in emri doğrultusunda kardeş bilmek.

10. Namaza, Zekâta, Hacca, Oruca ve sair ibadetlere inanmak. (Ama bu amelleri fiili olarak yaşayıp ya da yaşamamak kul ile Allah arasında olan şeydir.)

11. On iki pak imamların sonuncusu olan Hz. Mehdi’nin, yeryüzü zulümle dolduktan sonra zuhur edip yeryüzünü adaletle dolduracağına ve Dünya’da hak ve hürriyeti hâkim kılacağına inanmak.

12. Kıyamete ve Ahirete (Ölümden sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme) inanmak.

Allah’ım, bizi hak yoldan ayırma! Elimize, dilimize, nefsimize sahip olmayı bize nasip et ve birliğimizi dirliğimizi korumayı bize nasip et. Ülkemizi, bayrağımızı ve şanımızı yüce kıl.

Hüseyin ÇAÇA (Behişti) 27.11. 1017

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz