Hz. İmam Hüseyin (aleyhisselam): “Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.”
İmamların Bir Birinden Üstünlüğü

İmamların Bir Birinden Üstünlüğü

Hz. İmam Hüseyin’in Mübarek Doğumu Tüm Sevenlerine Kutlu Olsun

Hz. İmam Hüseyin’in Mübarek Doğumu Tüm Sevenlerine Kutlu Olsun

Mescid-i Aksa Elden Giderse Şaşırmayın

Mescid-i Aksa Elden Giderse Şaşırmayın

Uyuyan Hücreler Harekete mi Geçiyor?

Uyuyan Hücreler Harekete mi Geçiyor?

Büyük Şeytandan Yavru Şeytana Kutlama

Büyük Şeytandan Yavru Şeytana Kutlama

AHDE VEFA
  • ŞiraliBayat
    • Şirali Bayat
    • s.bayat@caferialimler.com
    • 5 Mayıs 2017 - 22:07:52
    • Gsterim : 1.388 views

Sizde vefa varmı?
” Vefa” sözcüğü her yerde saygıyla anılan ve kendisine çok önem verilen bir kelimedir.
İslam açısından ahde vefa; yüce insani erdemlerden sayılır. Kur’an-ı Kerim’de ‘ahitlerine vefa edenler’ bir çok yerde övülmüştür.1-Bakara suresi, 177. ayet.
Yine Kur’an-ı Kerim’de, açıkça şöyle emredilir:
“Ahde vefa edin; çünkü ahit (ağır) bir sorumluluktur.”2 -İsra suresi, 34. ayet.
Hz. İsmail (a.s) de şöyle övülmektedir:
“O, vaadinde sadıktı ve gönderilmiş bir peygamberdi.” 3-Meryem suresi, 54. ayet.
İslam açısından ahde vefa, dinin dayanaklarından biri olarak tanınmıştır. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Ahde vefa, dindar olan kimselerin nişanelerindendir.” 4- Sefinet’ül-Bihar, c.2, s.675.
Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyuruyor:
“Ahdine vefa etmeyenin dini de olmaz. “5- Sefinet’ül-Bihar, c.2, s.294.
“Allah’a ve kıyamet gününe imanı olan, vaad ettiği zaman vefa etmelidir.” 6-Cami’us-Saadat,2,s.327.
Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:
“Ahde vefa, imanın alametlerindendir. “7-Müstedrek’ül- Vesail, c.2, s.60.
Öte yandan İslam, ahde vefasızlığı nifakın alametlerinden bilmiştir.
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Şu dört huy kimde olursa münafıktır; bunlardan biri (onda) olursa, nifaktan bir pay onda vardır demektir;
Konuştuğu zaman yalan söylemek, söz verdiği zaman sözünde durmamak, ahitleştiği zaman ahdini bozmak, düşman olduğu zaman da haddini aşmak.8-Bihar-ul-Envar, c. 15, Kitab ‘ul-İşret, s. 143.
Peygamberlerin Davranışı
Kur’an-ı Kerim, daha önce de dediğimiz gibi Hz. İsmail (a.s) i “vaadinde doğru” olmakla övüyor. İmam Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Hz. İsmail (a.s), bir adama, Mekke’nin dışında ‘Sıfah’ denilen yerde kendisini bekleyeceğine dair söz verdi. Uzun bir müddet orada adamı bekledi fakat adam gelmedi. Mekke halkı Hz. İsmail’i arıyor ama nerede olduğunu bilemiyorlardı. Bir gün bir adam oradan geçerken şaşkınlık içinde gözleri O’na ilişti ve: “Ey Allah’ın peygamberi! Sen neredesin? Artık senin ayrılığına tahammül edemez olduk.” dedi. Hz. İsmail: “Falan adam, o gelinceye kadar burada bekleyip bir yere gitmememi istedi, ben de kabul ettim. O gelmeden buradan ayrılmam.” dedi. Halk o adamı arayıp: “Ey Allah’ın düşmanı, Peygamber’ e söz veriyor, sonra sözünde durmuyorsun değil mi?” dediler. Adam yaptığı hatayı anlayarak Hz. İsmail’e gelip: “Ey Allah’ın Peygamberi, sana söz verdiğimi unutmuştum (beni bağışla).” dedi. Bu yüzden Allah Teâla: “Kitapta İsmail’i de an; çünkü o vaadinde (sadık) doğruydu.” buyurur. 9- Bihar-ul-Envar, c. 15, Kitab ‘ul-İşret, s. 144.
Yine İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki:
“Resulullah (s.a.a) bir taş üzerinde oturmuşken birisine: “Sen gelinceye kadar burada seni bekleyeceğim.” diye söz verdi. Güneş şiddetle Resulullah’ın oturduğu yere vurmaya başlayınca ashap: “Ya Resulullah, gölgeye gelsenize!” dediler. Hz. Peygamber (s.a.a): “Ben, ‘onu burada bekleyeceğim’ dedim. Eğer gelmezse, kıyamet gününe kadar buradan ayrılmam!” buyurdular. “10- Bihar-ul-Envar, c. 15, Kitab ‘ul-İşret, s. 144.
Bunlar gerçekte bizlere ahd ve antlaşmaya vefanın önemini anlayıp vefasızlıktan kaçınmamız için büyük bir derstir.
Şunu bilelim ki, toplumumuzda ahde vefa ilkesine hakkıyla riayet edilirse, şu anda müptela olduğumuz birçok problem kendiliğinden çözümlenecektir.

O günler geride mi kaldı?
Manevi değer ölçüsü madde ile yer değiştirmeden önce biz bir vücudun uzuvları gi¬biydik. Kalplerde vefa, davranışlarda sorumluluk duygusu ve güven vardı. Orta halliydik ama birlik sayesinde güç ve azim vardı. Allah için yapılan işlerde bereket, insanlarda şefkat, merhamet ve emanet şuuru vardı.

Sonra o dönemler yavaş yavaş geride kaldı. Allah sevgisi yerini ticaret, mal ve zenginlik yarışına bıraktı. Nihayet çoğunluk itibariyle vefa ortadan kalkmış oldu ve manevi ölçülerin yerini maddi ölçüler zapt etti. Çoğunluk, toplumu değil kendisini düşünür hale gelince kaygı ve umutsuzluğumuz arttı.
Bugün vefa olmadığı için sevgi ve samimiyette ortadan kalkmış durumdadır. Böyle bir toplumda birlik, beraberlik ve gerçek bir dayanışmadan söz etmek de gerçekten uzak bir yaklaşımdır. Zira Allah için sevmeyen, Allah için düşünüp karar vermeyen ve hayatında istikrar olmayanlarda böyle ulvi vasıflar zuhur eder mi? Her gün birkaç defa yeminini bozan, her defasında sözünden dönen, vefa, mertlik, yiğitlik ve insaf duygusundan mahrum insanlardan vefa beklemek, gaflet ve aldanmışlığın ta kendisi değil midir? Değer ölçüsü kabile ve para olan insanlarla yola çıkan yolda kalır! Onlara bel bağlayan, sırtından han¬çerlenip iki büklüm olur.
Birbirlerine devamlı şüphe ve güvensizlikle bakan, birbirine yabancılaşmış, su-i zan neticesinde ve¬fasız hale gelmiş bir ümmetin-toplumun iflahı zordur. Ne yazık ki, istikbalimiz için ciddi tehlike sinyalleri çalmaktadır. O bakımdan bir kere daha Allah’a dönüşten başka bir çare görünmüyor. Nerede o eski günler? ‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz’ birlik ve vahdet sloganı vardı. Başarıyı da işte o günlerde kazanmıştık. O günlere özlem duymayan var mı acaba?
Merhum Akif’in dediği gibi:

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde

Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl

Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul.

Beyinler ürperir, Ya Rab ne korkunç inkılâb olmuş:

Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş.
Selam ve Dua ile

  • Etiketler
  • Yorumla
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz